8 Aralık 2010 Çarşamba

HAMİLEYSEN EYLEMDE NE İŞİN VAR

Anayasa bir devletin kuruluşunu, temel yapısını ve organlarını, iktidarın ne şekilde devredileceğini düzenleyen, birey hak ve özgürlüklerini belirleyen temel metindir. Genel bir ifade ile söylemek gerekirse ismine anayasa dediğimiz yazılı düzenleme o toplumdaki bireylerin büyük çoğunluğu tarafından bir uzlaşma çerçevesinde kabul edildiği (en azından varsayımsayımsal) olarak kabul edilen bir temeldir. Devlet binası, bu temel üzerinde yükselir. İdarenin, yani yürütmenin eylem ve işlemleri anayasaya aykırı olamayacağı gibi, yasamanın, yani siyasi iktidarın usulüne uygun olarak kabul ettiği yasalar da anayasaya aykırı olamaz. Ancak anayasa genel bir düzenleme olduğu için anayasada tanımlanan hak ve özgürlüklerin içeriği yasalarla belirlenir. Zaten dananın kuyruğu da burada kopar. Anayasada tanınan hak ve özgürlüğün içeriğini belirlemek demek anayasada tanımlanan hak ve özgürlüğü özünden koparmak demek değildir. Bir örnekle açıklamak gerekirse;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 34.maddesi der ki; "Herkes, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." Ne güzel değil mi? Anayasa diyor ki; "ben vatandaşlarımın barışçıl insanlar olduklarını ve hoşnut olmadıkları konularda bir araya gelip seslerini yükseltebileceklerini peşinen kabul ediyorum. Buraya kadar her şey çok güzel. Dananın kuyruğu dedik ya en başta işte şimdi oraya geliyoruz

İlgili anayasa hükmünün devamında "toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir" diyerek dananın kuyruğuna atıf yapıyor. Anayasanın yaptığı atıf gereği 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na bakarak nasıl toplantı ve gösteri yapabileceğimizi öğreniyoruz. İşin rengi de değişmeye başlıyor. 2911 sayılı Yasanın 6.maddesinde toplantı ve gösteri yapılabilecek yerlerin vali ya da kaymakam tarafından belirleneceği, 7.maddesinde başlangıç ve sona eriş saatleri, 9.maddesinde bir düzenleme kuruluna gereksinim duyulduğu, düzenleme kurulunun toplantıda hazır bulunması gerektiği,10.maddesinde düzenlenecek toplantının en az 48 saat önce mülki amire bildirilmesi lüzumu (ki bu bildirimde amaç, konu, düzenleme kurulu üyelerinin kimlikleri ve ikametgahları gibi gayet ayrıntılı bilgiler talep ediliyor), 13.maddesinde gösteri için bir hükümet komiseri atanabileceği ve bu hükümet komiserinin toplantıyı teknik cihazlarla kaydettirebileceği, şartları oluşması halinde toplantının ertelenebileceği ya da yasaklanabileceği hüküm altına alınıyor. Tabi bu kurallara aykırılığın sizi 2911 sayılı Yasaya muhalefet suçundan hakim karşısına çıkartacağını söylememe gerek yok.

Son tahlilde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmanın Anayasal düzlemde serbest, yasal düzlemde oldukça sıkı kayıt ve şartlara bağlı olduğunu, 2911 sayılı Yasanın hakkın özüne zarar verici nitelikte olduğunu ve bu haliyle anayasaya ters düştüğünü söylersek yanlış bir değerlendirme yapmış olmayacağız kanaatindeyim. Böyle düşünen bir tek ben değilim kuşkusuz ama Anayasa Mahkemesi "düzenleme kurulunun toplantıda hazır olmasına" ilişkin hükmün Anayasaya aykırılı ğı iddiasına 2004/90 E.-2008/78 K. sayılı kararı ile "hayır" diyerek yasa hükmüne anayasa karşısında üstünlük vermiş bile.

Bütün bunlar işin bir boyutu. Bir de bunların üstüne polise zor kullanma yetkisini veren Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (Neden yetki değil de salahiyet, çünkü kanun bir sürü değişikliğe uğramakla birlikte 1934 tarihli) eklersek protesto sırasında bebeğini kaybetti haberine ulaşıyoruz : http://www.ntvmsnbc.com/id/25157478

Bu haber doğru mudur, değil midir bilmem. Bildiğim tek şey bu haberin doğru olabileceğidir. Bu ülkede yaşayan hiç kimse "hayır kardeşim, bizim polisimiz bu kadar acımasız değildir" diyemez. Dövüle dövüle öldürülen Metin Göktepe'ye, Manisa'da işkence görüp yıllarca yargılanan gençlere, henüz 12 yaşındayken yaşı kadar kurşun sıkılarak öldürülen Uğur Kaymaz'a kadar gitmeye gerek yok. Bu ülkede yaşıyorsan polisten korkarsın. Polisten neden korkulur:

Ülkeyi yöneten Başbakanı, bakanı ve sair zevatı ortada dönen vahşeti görmez de protestocu öğrenciler belli bir ideolojinin mensubu diye çıkarsa ortaya polis bir vuracaksa beş vurur. Emniyet müdürü böylesine vahim bir iddia ortadayken biz kendi içimizde çözeriz diye girecekse mevzuya daha çok insan ölür.

Son bir not "madem hamileydi ne işi vardı eylemde" ya da "o yaşta ne hamileliği, o çocuk gayrimeşrudur" diyen mütareke basınından beter, insanlıkla pek arası olmayan iktidar sevicilerine lanet olsun.

4 yorum:

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Ben bu konuda bir "hamile eşi" olarak da "madem hamile ne işi var orada" demenin de doğru bir yanı olduğunu düşünüyorum. Zira hamile bir kadının iki kişiye karşı sorumluluğu vardır. Herhangi bir olay çıkması çok muhtemel bir protesto mekanına gitmek kendine karşı sorumluluğu açısından normal olabilir. Oluşabilecek sıkıntılara katlanmayı baştan kabul etmiştir. Ama kadın, karnındaki çocuğa karşı sorumluluğunu tümden es geçmiştir bu olayda. Annelik içgüdüsü vatandaşlık içgüdüsünden önce gelmelidir.

Konunun politik ve yasal boyutunu ele almak bana göre son derece yetersiz. Burada asıl ele alınması gereken annelik işlevidir ve olayı yaşayan kadın bu konuda yüzde 99 bile değil, yüzde 100 suçludur.

Olayın diğer tarafı yani polis ve hükümetin baştan aşağı suçlu olması yukarıdaki gerçeği değiştirmiyor. Kanımca böyle bir annenin kısırlaştırılması dünyaya bundan sonra getireceği çocukların selahiyeti için mutlak gereklidir. Acımasızca ama düşündüğüm doğru da budur.

stardust dedi ki...

doğrudur, farklı düşünmüyorum. ancak bu adamların yaklaşımı, "bak güzel kızım, bizim polisimiz böyledir, serttir, senin hamile halinle onların karşısına çıkman son derece tehlikeli" şeklinde değil.malum şahsın polis şiddeti güzellemeli yazısında açık açık bu bebeğin mağduriyet yaratma maksatlı kullanıldığı iddia ediliyor. benim takıldığım bu.

Muhammed Tiryaki dedi ki...

Orası kesin. Malum şahıs(lar)ın empatiden yoksun, yalaka tavırları önceden de sabit olduğundan fikirlerine şaşırmıyorum artık. Hamile kadın protestoda olayını nasıl yapsak da hükümeti ve polisi suçsuz çıkartsak şeklinde kullanan o tipler bütün bir topluma karşı sorumlulukları olduğunu farkettiklerinde iş işten geçmiş olacak kendileri için.

Mehmet Reşit dedi ki...

Daha toplumsal bir içerik arzetmesi gereken köşe yazısından, gayet özel bir şekilde "hamileysen orada işin ne" diye sallamak, ancak art niyetle mümkün. O özele illa girilecekse de yukarıda belirtildiği türden "ah be güzel evladım" süsü içermeyen her yorum yine ancak art niyetle mümkün.