17 Eylül 2011 Cumartesi

NEFRET ETTİĞİM KELİMELER VOL BİLMEM KAÇ


İş Görüşmesi:Aslında burada nefret ettiğim kelime değil de eylemin kendisi. Önceden aldığın randevu uyarınca eline cv'ni alıp müstakbel iş yerinin kapısına dayanıyorsun. Buraya kadar her şey güzel. Sorun kapının açılmasıyla başlıyor. Şimdiye kadar gittiğim bütün iş görüşmelerinde, istisnasız hepsinde kapıyı açan şahıs tarafından büyük bir şaşkınlıkla karşılandım. Yani o gözleri pörtlemiş ve varlığıma anlam vermeye çalışan kadını görmezsem iş görüşmesine gittiğimin farkına varamayacağım. Hayır, sanki eleman arayan onlar değil, randevu alan ben değilim. Neye bu kadar şaşırıyorsun a haspam? Çok mu iş aramaz bir tavrım var? İçeriye genel müdür gibi mi giriyorum? Yoksa şu tipine bak, ne cüretle bize iş başvurusunda bulunuyorsun diye mi düşünüyor, bilsem belki kariyer basamaklarında hızla yükseleceğim. Şimdilik durumumuz George Costanza'dan hallice.

Bir de iş görüşmelerinde sorulan gıcık sorular var tabi. Adam bizim vereceğimiz parayla nasıl geçineceksin diye soruyor. Daha fazlasını ver o zaman paşam. Tutan mı var? Ya da, okul bitmiş, askerden gelmişim, adam nasıl geçiniyorsun diye soruyor. Hafif mahçup "ailem yardım ediyor " diyorum. "Ayıp olmuyor mu bu yaşta aileden yardım almak" diyor. Ayıp olduğu için iş arıyorum diyorsun. Bu sefer biraz sinirli misin diye soruyor. Kafayı şimdi mi vursam, tam çıkarken dönüp burnunun üstüne mi geçirsem diye fanteziye dalınca sonraki soruları takip edemiyorum, o oluyor.

İnsan Kaynakları:
Kapitalist bir düzenin içinde oradan buraya savruluyoruz. Çoğumuzun tek yapabildiği şikayet etmek. Genelde kapitalizme gönül vermiş liberaller karıncayı sitip belini incitmeme ilkesiyle üstümüze binip kırbaçlarını vururlar ama şu departmana (!) niye başka isim düşünmemişler hiç bilemedim.İnsanı bu kadar maddeleştiren, hammadde, mobilyalık kereste yerine koyan başka bir tabir olamaz sanırım. Aklıma hep şu Matrix'teki insan tarlaları geliyor. Bir takım kravatlı zibidiler oradan adam seçiyor. Biz de öyle meleşip duruyoruz beni seçsin, beni seçsin diye ama çoğunlukla aldığımız cevap "sen gelme ulan ayı" netliğinde.

Neyse yahu, derdimiz bu olsun. Ruhunu şeytana satmış pezevenkler kıdem tazminatını kaldırma niyetinde, bizim derdimiz insan kaynakları olsun.

10 Eylül 2011 Cumartesi

5 Eylül 2011 Pazartesi

FALLEN


Fallen, 1998 yapımı bir gerilim filmi. Başrollerinde Denzel Washington, John Goodman, Suhterlandlar'dan baba olan Donald ve James -The Soprano- Gandolfini var. Kısaca filmin hikayesinden bahsetmek gerekirse D.Washington'un canlandırdığı John Hobbes bir seri katili yakalar ve elektrikli sandalyede idam edilmesini sağlar. Ancak katilin idamından sonra, idam edilen katile ait yöntemlerle cinayetler işlenmeye başlar. Bundan sonrası spoiler içerir:

Katilin ruhunun geri dönmesi temalı filmleri sevmiyorum. (Korkuyorum len, evlerden ırak) Nedense bana sıkıcı geliyor. Büyük ihtimal bu duygunun oluşmasında yıllar evvel Star'da seyrettiğim ve elektrikli sandalyede idam edildikten sonra şehrin elektrik şebekesinden geri gelen (Oha) katilin yarattığı travma aktif rol oynamıştır. Ayrıca Denzel Washington'a da hafiften gıcığım. (Tavşan Denzel'e küsmüş...) Neredeyse bütün filmlerinde kendine güvenli, otoriter, mücadeleden yılmayan yani benim hayat boyu olamadığım her şeyi olan tipleri canlandırdığı içindir. (Ben küçükken babam beni kamçıyla döverdi. Yuhhh, ehehe) Özetle filmi beğenmemem için her türlü koşul hazır ve lakin filmi beğendim. Beğenmediğim tarafları var; mesela adamımızın eşşek cennetini boylayan katilin ruhunun geri geldiğini anlaması biraz fazla uzun sürüyor. (Onun gerçek bir hayat sürdüğü iddiasında olan bir hayal kahramanı olması, benim gerçek hayat süren bir hayalperest olmamı engellemez.) Ama bu ve bunun gibi engelleri aştıktan sonra sokakta kendi halinde yürüyen insanların aniden Suriye Aramic (?) dilinde konuşmaya başlaması ve aynı zamanda bayağı iddialı katillere dönüşmeleri gibi oldukça ürkütücü detayla filmi renklendiriyor. Unutmadan; Rolling Stones'un muhteşem şarkısı da yerli yerinde kullanılmış ve istenen ürpertiyi doyasıya yaşatmış.

Sürpriz sonlu filmlerden tiksinenler için kötü bir haberim var. Ama hemen karalar bağlamamak lazım zira o türden bir sürpriz son yok. Hoş bir detay diyelim, maksatlar gönüller bir olsun anacım;