23 Ocak 2012 Pazartesi

21 Ocak 2012 Cumartesi

SOUL KİTCHEN

Almanya'ya sadece Türkler göç etmedi elbet. Yunan'ı, (eski) Yugoslav'ı, Polonyalı'sı, her milletten adam 2.Dünya Savaşı'nın yıkıntıları arasından yeniden yükselen Almanya'ya taşındı. Bunlardan bir kısmı fabrikalara girip işçi olarak çalıştı, bir kısmı zamanla kendi işletmesinin başına geçti. Fatih Akın'ın yazdığı, üstüne bir de yönettiği Soul Kitchen'da, muhtemelen 2. kuşak göçmen, Yunan kökenli bir restorant işletmecisinin hikayesi anlatılıyor.

Başından sonuna kadar hiç sıkılmadan, oldukça eğlenerek izlediğim filmde Adam Bousdokus, onsuz Alman filmi çekilemeyen Moritz Bleibtreu, Fatih Akın'ın favori oyuncusu Birol Hünel gibi oyuncular başrolleri kapmışlar. Uğur Yücel'i misafir oyuncu kadrosundan, tadımlık bir rolle görmek mümkün.

Şahane şarkılarıyla kendine aşık eden filmin konusundan azcık bahsedecek olursak Zinos, bir restoran işletmecisidir. Konsept bir mekan yaparak ufaktan yırtmayı hedeflemekte, bunun için elinden gelen çabayı göstermektedir. Ama peşinde kardeşi İllias gibi bir bela vardır ki .... olaylar gelişir.



17 Ocak 2012 Salı

9


Daha önce Ümit Ünal'ın son filmi Nar'dan bahsetmiştim. Bu kez ilk filmi 9'dan bahsedeceğim. (Bir resmiyet, bir resmiyet) Tarz olarak iki filmin birbirine benzediğini söyleyebiliriz. Nar'ı anlatırken bahsetmiştim, bütün film neredeyse tek bir kapalı mekanda, oyuncuların performansına dayalı olarak ilerliyordu.

9, Nar'a göre daha da sınırlı bir mekanda geçiyor. Aynı mahallede yaşayan 6 kişi, o mahallede takılan evsiz, kimsesiz bir kızın ölümü sonrasında şüpheli olarak ifade verirler. İfade sırasında yalnızca ifade veren mahalle sakinini görürüz, ona soru soran polis bile görüntüye girmez. Hatta soruları bile "şüphelilerin" ağzından duyarız. Mahalleli ifade verdikçe mahallenin kirli çamaşırları bir bir ortaya çıkar, o kenar mahallede ne fırtınalar koptuğunu öğreniriz. Bütün bunlar olurken dış çekimler de el kamerasıyla bize aktarılır.

Uzun sözün kısası, karşımızda yine minimalist, yine güçlü senaryo ve oyunculardan beslenen bir film var. Amerikan sinemasından görmeye alışık olduğumuz ebelek gübelek atraksiyonlar ya da seyirciyi tavlamak için çekilen numaralar yok.

2003 yılında Türkiye'yi Oscar ödüllerinde temsil etmek üzere seçilen 9'un oyuncu kadrosunda yok yok. Ali Poyrazoğlu, Ozan Güven, Fikret Kuşkan, Serra Yılmaz, Cezmi Baskın mahalleliye can veren oyuncular.

13 Ocak 2012 Cuma

LEFTER


Kocaman bir çınar geldi geçti bu dünyadan, başka bir çınar ile buluşmak üzere ayrıldı aramızdan. Çubuklu forma onunla değer kazandı. Parçalı forma onunla dostumuz oldu.

6 Ocak 2012 Cuma

NAR


Nar, Ümit Ünal'ın yazıp yönettiği, büyük ölçüde kapalı mekanda geçen ve sadece dört oyuncunun yer aldığı son filmi. Açıkça söylemek gerekirse filmi izlemeden önce gam, kasavet içinde kederli bir Türk filmi bekliyordum. Yanılmışım.

Yer yer psikolojik gerilim ögelerinin kullanıldığı, başarılı oyunculukla taçlanan oldukça sürükleyici bir film olmuş Nar. Seyirciyi şaşırtmak için sıkça kullanılan, sağ gösterip sol çakmalı filmler gibi olmasa da hikayenin başlangıcı ile sonradan geldiği yer arasında oldukça büyük bir fark var. Usul usul giden filmin birden yön değiştirip karanlık sulara açıldığını görmek seyirciyi şaşırtmak yerine filmi ciddiye almasını sağlıyor.

Başrollerde (aslında figürasyon hariç bütün rollerin bunlardan ibaret olduğunu söyleyebiliriz) Serra Yılmaz, İrem Altuğ, İdil Fırat ve Erdem Akakçe var. Neredeyse tek bir kapalı mekanda geçen filmde oyuncuların birbirinin önünü kesmesi, bir takım tiyatral zırvalıklara girmemeleri oldukça dikkat çekici. Erdem Akakçe'nin oyunculuğu şahane.

Konuya ilişkin çok fazla detay vermek istemiyorum. Başkalarının hayatlarına bakışın, ötekileştirme, önemsizleştirme tuzaklarına takılmadan, aslında birbirimizden çok da farklı olmadığımızın bilinciyle ıslah edilmesi gerektiği gibi bir teması var diyebiliriz.

Böyle güzel bir filmin yalnızca İstanbul ve Ankara'da gösterime girmesi hem filme, hem seyirciye hayınlık. Ama izlemek isteyen bir yolunu bulur, değil mi?