31 Mart 2009 Salı

KÖR ÖLÜNCE BADEM GÖZLÜ OLMASIN ARKADAŞ!

Kısa süre önce bir helikopter kazası yaşandı. İki gün süren bir kurtarma (lafın gelişi canım, yoksa kimsenin kimseyi kurtardığı yok) çalışmasından sonra helikoptere ulaşıldı, yolcuların cesetleri bulundu. (Muhabir hariç, onun daha çekilecek çilesi varmış) Sonra içlerinden biri, yurdun dört bir yanından gelenlerin katıldığı, görkemli bir devlet töreniyle uğurlandı. Kimdi acaba bu uğurlanan ? Neler yapmıştı sağlığında? Ben söylemeyeyim, Yıldırım Türker söylesin;

"BBP Genel Başkanı, partisi küçük, adı büyük eski Ülkü Ocakları Derneği Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'na gelince. 12 Eylül darbesinden sonra Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi'nde yedi yıl geçirdi. Ülkücü Gençlik Derneği'nin bir dönem hukuk masası şefliğini yapan itirafçı Ali Yurtaslan, Yazıcıoğlu'nun cinayet ve bombalama emirleri veren, soygun çeteleri kuran bir lider olduğunu kaydediyor. Yazıcıoğlu'nun 'Bahçelievler katliamı'na katılan ülkücülerin hepsini tanıdığı, onların kimliğini açıklamayı reddettiği, Haluk Kırcı'ya kaçak yaşadığı yıllarda para yardımında bulunduğu biliniyor. Kendisi de 1981'de askeri savcıya verdiği ifadede bunu teyit ediyor. Aynı babalığı Abdullah Çatlı'dan da esirgememiş. Çatlı, 1978'de Balgat katliamı sanıklarından Mustafa Pehlivanlı ile birlikte yakalandığında Yurtaslan'a göre, "Ankara'ya geldiklerinden bir saat kadar sonra Yazıcıoğlu şubeye telefon açtı. 'Bu size son ihtarım. Abdullah'ı bırakmazsanız Ankara'nın 150 yerinde bomba patlatacağız' diye tehdit etti. Gerçekten de ihtar olarak Demirtepe Köprüsü'ne bomba konulmuştu. Polis patlamadan bombayı aldı. Abdullah, tehditten sonra bırakıldı. Yazıcıoğlu'nun geçmişine bakıldığında katliamdan geçilmiyor. Nitekim 'Sivas katliamı'nda da başrol oynadığı iddiaları kuvvetli. Yine Yurtaslan anlatıyor: "Sivas olaylarını Mustafa Mit ve Muhsin Yazıcıoğlu tertiplemişlerdir. Yazıcıoğlu Sivas'a giderek bizzat olaylara önderlik etmiştir." Tansu Çiller, bir zamanlar 'Katil' dediği Yazıcıoğlu'ndan özür dilemiş, bu yüce gönüllü liderin affına mahzar olmuştu. " http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=113042&tarih=12/04/2004
Peki Maraş Katliamı nedir? http://www.youtube.com/watch?v=yqf0WHVuc88 (Buraya youtube'dan Maraş Katliamını anlatan bir belgeselin bir kısmını koymuştum ama şu anda video yayında değil. Maraş Katliamını anlatan diğer belgeseller de yayında değil, niyeyse, onun yerine buyrun http://tr.wikipedia.org/wiki/Kahramanmara%C5%9F_Olaylar%C4%B1)
Kör ölünce badem gözlü olmasın bu kez arkadaş !

26 Mart 2009 Perşembe

Petula Clark - Downtown (1964 TOTP)

Aç sesi, dansçılara bırak kendini




24 Mart 2009 Salı

BİR MİLYONER NEDEN YARASA OLMAK İSTER?


Hepimizin bildiği gibi Batman ya da Gothim City'nin onu tanıdığı haliyle Bruce Wayne zenginlikte abartıya kaçmış bir çizgi roman kahramanıdır. Öyle zengindir ki insan evladı gibi bir evde değil, bildiğin şatoda yaşar. Arabasından uçağına, uçağından motoruna her türlü ulaşım aracı emrine amadedir. Diğer süper kahramanlar gibi günlük hayatında sünepe bir tip değildir, etrafında sarışını, kumralı eksik olmaz. (Conan bir kenara tabi, Conan "gel kız" der gidersin, bana dese ben de giderim, canımız kanımız Conan'a feda)

Bütün bu ihtişamın, zenginliğin, şatafatın içinde Batman'in kendisine rol modeli olarak benimsediği hayvan nedir peki? (Çizgi roman dünyası kurallarına göre bişi seçmek zorunda biliyorsunuz, "bişey adam" olmalı ki kendisine süper kahraman muamelesi çekelim) Adı üstünde yarasa. Farenin uçanı. Yazın serinlemek için açılan kapıdan pencereden haneye destursuz giren bir kemirgen. İnsanın içini kaldıran mendeburun önde gideni, bayrak sallayanı. Öyle özenilecek, imrenilecek bir özelliği de yok. Ses dalgasıyla yön buluyormuş, bana ne, denizaltı değilim ki ben.

Örümcek Adamın tercihi anlaşılabilir mesela, Peter kardeşimi örümcek ısırıyor, ondan mütevellit bir olağanüstülük hasıl oluyor.O da kendine örümceği örnek alıyor. Hulk desen; onun başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Pek bir seçim şansı yok. Superman'in tayt tercihi sorgulanabilir tabi ama adam süper doğmuş. Neçırıl born kilir yani. Üstüne bir de kıyafet polemiği mi yapacağız? Phantom'unki aile geleneği. Yüzyıllardır devam eden bir geleneğe karşı çıksa o kendine yalakalık eden pigmeler çiğ çiğ yer onu. Orman demişken süper kahraman sınıfından sayarsak Tarzan'ın bile kabul edilebilir bir hali, tavrı var. Adamı ormanda ayıydı, maymundu büyütmüşler. Frak giyecek hali yok ya, dalı taşağı sakladığına dua et.

Görüldüğü üzere hepsinin bir hikayesi, bir mantığı var. Peki Batman, sen neden böylesin? Elinde her türlü imkan varken yakışıyor mu böyle bir kemirgenin suretinde uçmak kaçmak, de bana? Hadi diyelim "geceleri avlanıyorum, gündüzleri saklannıyorum" diye bir sempati duydun geceleri avlanan bir bu sevimsiz mi varr? Söyle bana ya da bir bilen söylesin.

23 Mart 2009 Pazartesi

KİSS-I WAS MADE FOR LOVİNG YOU

İlk Video

Ömer Karacan olsaydı, omuzlarını sallaya sallaya yaptığı sunumun ardından "The Cranberries 'den Animal Instinct'i" dinlediniz derdi. O yok, o yüzden gıyabında ben dedim. Bu blogumda yer alan ilk video. Daha doğrusu blogda yayınlamayı başardığım ilk video. Sanırım Cumartesi gününden beri nasıl yaparım da bloga video eklerim diye uğraşıyorum. Evet,teknoloji özürlü olduğum kadar azcık da geri zekalıyım. Elinin altında google diye bişi var di mi? Neyse, zor yoldan öğrenmiş oldum ama temiz oldu.

Bu videoyu seçtim çünkü Dolores ablanın püfür püfür sesinin iyi geleceğini düşündüm bünyeye. Bi de konuyu "konulu klipte solist şarkı söylerken ebleh ebleh bakınan grup elemanları"na getirmek istedim. Konulu klip deyince pek çoğumuzun aklına daha samimi görüntüleri içeren yayınların geldiğine eminim de buradaki kasıt o değil. Hani böyle bu klipteki gibileri kastediyorum ben. Yoksa ne işimiz olur allasen bang brosla falan.

Klibin bir konusu yoksa yani böyle doğal ortamlarda, dağ başı olur, çöl olur, rock müziğin alameti farikası terk edilmiş fabrikalar olur vaziyet bellidir. Bütün grup nereden geldiği belli olmayan elektrik akımından faydalanarak sanatını icra eder, gitarını çalar, mikrofon eşliğinde şarkısını söyler. Arada kaynar gider. Ama işin içine "konu" girince durum farklılaşıyor işte. Misal örnek klibimizde Dolores abla beyaz elbisesinin üzerinde taşıdığı sarı kafasına takmış papatyayı gelinciği, kah verandada gizli bir ip varmış da onun üstünde yürüyormuş gibi kah camdan geleni gideni kesiyomuş gibi yaparak şarkısını söylüyor. Geriye kalan grup elemanlarının durumu vahim. Adamların ellerinden enstrümanları da almışlar, öyle boş boş bakıyor garipler. "Hımmm ,azcık da şurada gezeyim, aa olmaz bu sefer ben profilden takılcam" durumu var ki tam bir eziyet. Halbüse ver adamın eline gitarı, davulu çalsın. Bitsin bu işkence. Bak misal KİSS öyle yapmamış. Ama onların da işi zor be abi, o kadar makyaja para mı dayanır.

CRANBERRİES-ANİMAL İNSTİNCT

21 Mart 2009 Cumartesi

ÇALIŞKAN KAPTAN


Tanrı'nın doğuştan yetenek bahşettiği şanslı insanlardan birisi değildi. Ondan hiç bir zaman şık çalımlar, rakibi şaşkına çeviren bilek hareketleri ya da Maradonavari slalom goller izlemedik. Ama o mahalle aralarında sırf topu olduğu için oyuna dahil edilen, başka mevkiide şans verilmediği için kalede oynatılan ya da en fazla defansta durmasına izin verilen milyonlara, umutlarının gerçeğe dönüşebileceğini gösteren bir semboldü.

Aslında onun hakkında çok da bir şey söylememe gerek yok. Çünkü burada hislerime tercüman olan birisi var;Teşekkürler Özcan

14 Mart 2009 Cumartesi

JOHN FANTE


John Fante kimdir? Amerikan Rüyasını gerçekleştirmek için İtalya'dan Amerika'ya göçen duvarcı ustası bir babanın oğludur. Kişisel dünyamda her zaman son derece sıkıcı bir dönem olduğunu düşündüğüm 1900'lerin başında (1909) Colarado'da doğmuştur.


Yaşamı mücadele içinde geçmiştir. Evi terk eden bir baba, balık fabrikasında çalışarak hayatını kazanmaya çalışan genç bir yazar ve bir türlü yayınlanmayan hikayeler. "Sanatçının, sanatının doruklarına çıkması için çile çekmesi gerekir" diye isimlendirebileceğimiz lanet olası kural onu hayatı boyunca takip etmiş ve sonunda gözlerini dahi ondan almıştır. Geriye "Toza Sor" , "Baharı Bekle Bandini", "Bunker Tepesi Düşleri" gibi eserleri kalmıştır. Kitaplarının genel kahramanı Arturo Bandini, Fante'nin ta kendisidir.


Biliyorum, bir insanı anlatmak için onu bir başkasına benzetmek ya da başka birini referans göstermek biraz annelerin "falancanın oğluna bak, seneye mühendis çıkacak, ya sen tembel teneke" demesine benziyor ama Fante aynı zamanda Bukowski'nin taptığı adamdır. Bukowski'nin taptığı adam okumaya değer. O zaman Toza Sormak lazım.

5 Mart 2009 Perşembe

2 Mart 2009 Pazartesi

PERSONAL JESUS


Cennet-cehennem anlayışının var olduğu dinlerde kul, işlediği günahların bedelini cehennem adını verdiğimiz yazları sıcak ve kurak, kışları sıcak ve kurak, genel olarak sıcak ve kurak ve yakıcı bir ortamda çeker. Son tahlilde yanar, döner, bir daha yanar. Peki ya cehennem müşteri odaklı bir anlayışla tasarlanırsa? Toptan herkesi yakmak yerine kişiye özel cehennemler varsa, herkesin kişisel cehenneminde günahlarının bedelini ödemesi imkan dahilinde olursa cehennem nasıl bir yer olur?


Benimkinde misal, fonda İbrahim Erkal çalacağına eminim. Adamın sesini ne zaman duysam sağ gözümde bir seyirme oluyor. Oluyor yani elimde değil. İbrahim Erkal'ın sesine bitmek tükenmek bilmeyen korna sesleri de eşlik etse gerçek bir yıkım olacaktır. Sonra aynen Otomatik Portakal'daki gibi bir aparat yardımıyla Melih Gökçek'in katıldığı televizyon programlarını izlemek zorunda bırakılmam tövbekar bir günahkara dönüşmemde kilometre taşı olacaktır, bundan eminim. Hele o hipnotize edici gülümseme yok mu, eminim ruhumu arındıracaktır. Bütün bunlar olurken 8 saatten az olmayacak şekilde otobüs yolculuklarına çıkmam da işlediğim günahları bir bir hatırlamama yardımcı olacaktır.


Otobüs yolculuklarının ardından mümkün olduğunca havasız bir ortamda, yaklaşık 15.000 dosyanın bulunduğu bir icra dairesinin raflarının arasında kah eğilerek kah yukardaki raflara uzanmaya çalışarak, bu arada şıpır şığır terlerken dosya arayan diğer insanlara yol vererek dosya aramak da yeterince caydırıcı bir ceza olabilir.


Ah evet, askerlikte ilk gün.. "Bugün Aslında Dündü" diye bir film vardı. Adamın biri sürekli aynı güne uyanıyordu. Saniyesi saniyesi aynı güne. İntihar etmek bile gelmiyordu elinden, sonsuz döngüye mahkum olmuştu. O hesap askerliğin en zor gününün ilk günü olduğunu hesaba katarak sürekli askerliğin ilk gününü yaşamak da azap verici olacaktır. Bir yandan askerliğin ilk gününü yaşarken bir yandan aşık olduğun hatundan bir ses, nefes beklemek azap katsayısı açısından opsiyoneldir. Hayır, hayır, hiç bir Tanrı bu kadar acımasız olmamalı.

ARTIK KONUĞUMUZSUNUZ

Artık konuğumuzsunuz sloganını kendisine şiar edinen Stardust, yeni görünümü ve okuyucu odaklı anlayışıyla siz sayın takipçilerimizin hizmetindedir. Sol taraftaki menümüzde ufak çaplı bir müzik arşivi kullanıma sunulmuştur. Tepe tepe kullanınız. Lütfen görüş ve önerileriniz için bana ulaşmaktan çekinmeyiniz. Ehi



Metro Turizm iyi yolcuklar diler. Lütfen koltuklarınızı dik konuma getiriniz. Servis başlamak üzeredir.




Gelen gidenin katılım göstereceğini bilsem anket koyardım "eski hali iyidir, yok yeni hali şapşahanedir" temalı ama orada verilen oy sıfır, katılan sıfır yazısını göreceğimden adım gibi emin olunca koymadım. Bari okuyun lan, olm para mara istemiyoz. Bak radyo bilem koydum. Bu da tutmazsa çıplak fotoğrafları için tıklayınız haberciliğine başlıyorum, benden günah gitti.

1 Mart 2009 Pazar

BENİM ÇILGIN TÜRK DÜĞÜNÜM


"Aşk, müzik endüstrisinin devamı için uydurulmuş bir yalandır" , "(Türk) kadınları markette satılan müzik CD'lerine benzer, açarsan almak zorundasın" gibi aforizmalarla süslü, Mustafa Sandal'dan Radiohead'a, Tarkan'dan U2'ya kadar geniş bir yelpazeden seçilmiş şarkılarla donatılmış bir "Almancı" filmi.


Aslında hikayenin kahramanı Almancı falan değil, orjinal Alman ama Türkler'in girdikleri yeri kendilerine benzetme girdabında oradan oraya savrulurken hem güldürüyor, hem de kalın kafalılığımıza ayna tutuyor.


Bir pazar öğleden sonrası için gayet eğlenceli ve hareketli bir film. Televizyonda da yayınlandığını hatırlıyorum, denk gelirseniz bir bakın derim.