30 Nisan 2012 Pazartesi

19 Nisan 2012 Perşembe

NO PASARAN

Üzerinize afiyet, Fenerbahçeliyim. Aklımın erdiği günden beri Fenerbahçe'yi tutuyorum. Bugüne kadar sayısız maçını seyrettim, bir kez bile şöyle koltuğa yaslanıp rahat rahat maç seyrettiğimi hatırlamam. Fenerbahçeli olmak değişik bir histir. Sevdiğin kızın peşinden koşar, yüz bulamazsın ama yine de sevginden vazgeçmezsin, bir zaman sonra fark edersin ki senin asıl sevdiğin o acı çekme hali, o melankoli. İşte öyle bir şey Fenerbahçeli olmak. Neyse, bütün bu duygular benimle çubuklu forma arasında, yuvarlanıp gidiyoruz iyi kötü. 

Ama taş koyanlar var. Takım, tacı üzerinde hak iddia eden rakiplerinden birini evire çevire yenmiş, taraftar mutlu ama başka şeyler konuşmak zorunda bırakılıyoruz. Çünkü o formanın emanet edildiği oyunculardan biri olmadık laflar etmiş, onun üzerinden Fener'e sallamak için fırsat bekleyenlerin yüzünü güldürmüş. 

Bir insanın sinirlendiği zaman sonradan pişman olacağı şeyler yapmasını ya da söylemesini anlarım. Hepimiz insanız, hatalar insanlara mahsus...Bazen kantarın topuzunu kaçırıp küfür de ederiz. Bu en fazla bizim terbiyemizin, olgunluğumuzun sorgulanmasına neden olur. Ama bir insan, sinirlendiğinde ağzından ırkçılıkla ilişkilendirilebilecek sözler çıkıyorsa, çok da sorgulamanın anlamı yok. O adam ırkçıdır. Ne kadar tahrik edilirse edilsin, ne kadar heyecanlı olursa olsun, öfkelendiğinde karşındaki insanın kökenine saldıran ırkçıdır. 

Ben, aşkla sevdiğim formanın altında ırkçı zihniyetin kol gezmesini istemiyorum. Benim tuttuğum takımda, benim ligimde, benim ülkemde böylesine zavallı bir düşüncenin hayaletinin dahi dolaşmasını istemiyorum. 

Geçit yok, ırkçılığa ve faşizme stadyumda da geçit yok

16 Nisan 2012 Pazartesi

MONEYBALL

Brad Pitt'i ilk kez Vampirle Görüşme'de izlemiştim yıllar önce. Görür görmez büyük oyuncu olacağını anlamıştım. Yok lan hiç öyle bişi olmamıştı. Tam tersine, Top Gun'ın etkisini üzerinden atamamış Tom Cruise hayranı bir ergen irisi olarak "salaaa bak, saçlarını savura savura dolanıyo, manken bozması nolcak" diye gıcık olmuştum. Meğersem bu, sarı saça mesafeli duruş, evrimin dayattığı güdüsel bir tavırmış.

Arkadaşlar biliyorum çok zor; ama kabul etmek zorundayız. Biz ne kadar esmer, çirkin, fakir ve yeteneksizsek, bu o adam o kadar sarı, güzel, zengin ve yetenekli. Biz nasıl kavruk Anadolu çocukları olarak ellerimiz böğrümüzde yaşamaya mahkumsak bu adam da bir eli yağda bir eli balda yaşamalı. Hayır kardeşlerim, isyan etmeyin. Asıl adalet Brad Pitt'in krallar gibi yaşaması. Aksi olsaydı adaletsizlik olurdu. Düşünsene adam sarışın, güzel, yetenekli ve seninle aynı sırada oturuyor. Ya da beraber şafak sayıyorsunuz. Dolmuş sırasında önünde bu adamın beklediğini düşünsene bir. Kardeşlerim atom bombası kadar tehlikeli böyle bir ortamda ne yuvalar dağılır, ne çocuklar anasız kalırdı bir düşünün.... En güzeli bu, inanın. O, oralarda krallara layık bir hayat sürerken kadınlarımız için yalnızca uzak bir düş, erişilebilir bir hedef değil.Öyleyse yaşasın kavrukların dayanışması.

Ne diyorduk? He, Moneyball. Moneyball, tek kişilik bir Brad Pitt gösterisi. Brad Pitt'in canlandırdığı Billy Beane, düşük bütçeli bir beyzbol takımına sınıf atlatan, kendisinden çok daha geniş maddi imkanlara sahip takımlara kafa tutmayı başaran bir yönetici. Başarısının sırrı, istatistik bilimine verdiği önemde yatan Beane nerede ıskartaya çıkartılmış oyuncu varsa onları alıp parlatmasıyla meşhur. Brad Pitt, rolünde son derece başarılı, müthiş ukala, fazlasıyla sivri. Bir sonraki hamlesi merakla beklenilen bir tip çıkarmış ortaya. Bu yüzden beyzbol gibi buralarda pek sevilmeyen bir spor dalının başrolünde olduğu film su gibi akıp gidiyor. 

Filmi izlemeyi aklından geçirip de aman bırak şimdi, beyzbol falan bize ters diye düşünen varsa öyle düşünmesin. Yıllardır, düşük bütçeli takımların yıldızlarını kaptırmadan ayakta kalma mücadelesine tanıklık ediyoruz. Evet, belki spora yabancıyız ama "idare etme" işi bizim işimiz.

13 Nisan 2012 Cuma

12 ANGRY MEN ve 12

12 Öfkeli Adam, hep duyduğum ama bir türlü izleyemediğim filmlerdendi. Bundan bir kaç ay önce bu şerefe nail oldum, daha önce izlemediğime bin pişman oldum. "Sinema, evet görsel bir sanattır ama süpersonik atraksiyonlar olmadan da film yapılabilir ve bayıla bayıla izlenir" diye bir tez yazmak isteyen varsa, bu filmi tezine referans gösterebilir. Hatta, "bütün boğuculuğuna rağmen  yine de bu filmi ağzınız bir karış açık izlersiniz" diye eli yükseltebilir. (Boğucu moğucu dedim diye "ayhh, çok sıkıcıııı" diyen varsa ağzının ortasına terliği yer, haberi olsun. )

Girizgahımızı yaptıktan sonra mevzuya girelim o zaman. 12 Angry Men, 1957 yapımı, yönetmenliğini Sidney Lumet'in yaptığı, tek mekanda geçen şahane bir film. Filmin geçtiği tek mekan, jürinin yargılamanın sonunda, suçlu  ya da suçsuz şeklinde karar vermek üzere kapatıldığı büyükçe bir oda. Evet, bu bir hukuk (mahkeme filmi). İddia makamı sanığın cinayet suçunu işlediğine emindir. Jüri, iddia makamını ve savunmayı dinler tanıkların ifadelerine kulak verir, cinayet aletini inceler ama seyirci bunların hiçbirini görmez. Çünkü film, yargılamanın sonunda jürinin bir karar almak için odasına çekildiği anda başlar. Bundan sonrası tek tek jüri üyelerinin dünyasına girmemizi sağlayan akıl oyunları ve gerilimden ibarettir.

Film, zaten 96 daikalık çok uzun olmayan bir film. Ama kendinizi kaptırdığınızda daha da kısa gelecek.

Başlığa dikkat eden varsa 12 Angry Men'den sonra bir de sadece "12" yazıldığını görmüştür. 12, 12 Angry Men nirengi noktası alınarak çekilmiş bir Rus filmi. Konu aynı, bir Çeçen genci, Rus askeri üvey babasını öldürmek iddiasıyla hakim karşısına çıkar ve jüri karar vermek üzere çekilir. İki filmin temel hikayesi aynı. Ama 12 Angry Men yıldırım harekatıyla 96 dakikada işi bitirirken, 12, 159 dakikalık süresiyle konuyu biraz geveliyor.


Yine de, bak böyle de bir film var diye uyarmak istedim şekerim, keyif senin