25 Kasım 2009 Çarşamba

İKİNCİ ÜNİVERSİTE


Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi halen üniversitede okuyanlara ya da üniversite mezunlarına iki ya da dört yıllık bölümlere kayıt yaptırıp ikinci üniversite okuma imkanı sağlamış. Kısa bir kararsızlıktan sonra kayıt olmaya karar verdim ve dün kaydımı yaptırdım. Artık ben Sosyoloji 1. sınıf öğrencisiyim. Kısa zamanda paso çıkartıp belediye otobüslerinde göğsümü gere gere öğrenci bileti parası ödemeyi planlıyorum. Maksat Melih Gökçek'e zarar olsun. Esasında tüm bu ikinci üniversite okuma hevesi sırf Ankara Belediyesine karşı oluşturduğum hain planın bir parçası.

Bugün kayıtların son günüydü. Dolayısıyla bu da geç kalmış bir post. Ama bu işin tekrarı olacaktır. O yüzden kısacık bilgi vereyim: İnternet üzerinden okumak istediğiniz bölüm, dil, iletişim bilgileri, sınavlar girmek istediğiniz yer v.s. v.s. gibi bilgileri doldurup üç parçadan oluşan bir formun çıktısını alıyorsunuz. Bankaya harç ve kitap bedeli bayılıyorsunuz.Ödemeler Vakıfbank aracılığıyla yapılıyor ama Vakıfbank sizinle kesinlikle muhatap olmak istemiyor. Bankanın içine sokmadı lan adamlar. Parabankomat ya da ona benzer ismi olan bir makine ile görüşüyorsunuz. Ancak kendisi 2-TL para üstünü verecek kadar gelişmiş bir model, no problem yani ...



4 adet fotoğraf ve diplomanızın ya da öğrenci belgenizin aslı ve sureti ile en yakın açık öğretim bürosuna gidip evrakınızı teslim edip kitaplarınızı alıyorsunuz. Hepsi bu kadar, tabi daha sonra gidip bir de öğrenci kimliği alınacak.


Benim için güzel tarafı şu: Böyle bir uygulamaları var mı bilmiyorum ama bir diploma töreni düzenleniyorsa ben orada olacağım. Önceki okulumdan (aahahaha, önceden başka bir yerde okumuştum, hala okuyorum hafız) öyle bıkmış, öyle sıkılmıştım ki ne diploma törenine gittim, ne kep giydim.Diplomayı bile yaklaşık 4 sene sonra almıştım. Ama insanların mezuniyet törenlerinde çekilmiş şık resimlerini görünce özendim. Hem de çok özendim. Tabi ki mezuniyet törenine katılmak için Sosyoloji okumaya karar vermedim. Ama böyle bir imkan varsa bu kez affetmem.


Hadi anacım, benim vizelerim var, ders çalışmam lazım

13 Kasım 2009 Cuma

NEFES: VATAN SAĞOLSUN


Bir gün kadınların oluşturduğu kutsal ittifak sele döndü ve önüne kattığı naçiz bedenimi sürükleyerek denize döktü. Günlerden Pazardı, miskinlik ve tv kumandası ile bütünleşme günü. Heyhat tek vücut olmamıza az bir şey kalan koltuğum, artık 3.bir elim olan tv kumandam ... Hepsi ama hepsi bir hayal kadar uzaktı bana.


Kadim dostları aramanın, kutsal ittifaka kutsal ittifakla cevap vermenin zamanı gelmişti. Yaşasın bira ve serkeşlik kardeşliği. Nasılsa bu kutsal ittifakta kısa bir süre sonra dağıtılmayacak mıydı? Şimdiden düşüyordu esaretin gölgesi halka halka Can dostumun üstüne.


Gururluydular, güçlüydüler ama onlara bakıp 3.şahsın şiirini mırıldanmaktı bana düşen. Öyleyse 19 Mayıs'ın yolları kapalıydı, sevdalımız başka sevgilinin kollarındaydı artık. Bat dünya bat.


Bozkırın ortasındaydık, denize uzanamazdı kollarımız. Her şey ancak bir cafe sıcaklığında yaşanabilirdi, sigara içmeye yeltenemezdi ellerimiz. Çaresiz, sinemanın yollarını tuttuk.


Herkes ondan bahsediyordu, fragman nam bir davetiye göndermişti, ilgi çekiciydi, seansı uygundu, -tekrar- günlerden Pazardı. Bu çağrıya daha fazla kayıtsız kalınamazdı:


Önce davetiyede gördüğümüz detayın bütününe vakıf olduk. Etkileyiciydi, "uyursan ölürsün, sen uyursan herkes ölür." Doğruydu, haki kıyafet giyme mecburiyetinin olduğu zamanlarda, dağ başında değil ama şehrin kıyısındaki bir birliğin nöbet kulübesinde uyudukları için gırtlakları kesilen askerlerin hikayesi dilden dile dolaşırdı sırtta bir ürperti bırakarak.


Sonra yavaş yavaş Legedema'nın hayatına benzemeye başladı herşey. Legedema kim mi? Aşkolsun, var ya NG'te leopar ve annesi. Legedema, doğar, büyür, avlar, avlanır, savaşır.... Tıpkı onun hayatı gibiydi karanlıkta parlayan perde, her nefeste, dağ başında, evden uzakta, gencecik adamlar, ne yapar, günler nasıl geçer, korku nedir, can sıkıntısı nereye saklanır, evdekiler ne der, bunları öğrendik birer. Pek çoğumuz oralarda gitmemiş, hayalini bile kurmamıştık. Başka bir dünya olduğunu bilmenin zamanı gelmedi mi artık?


Bütün bunların hepsi bizi acı sona hazırlamak içinmiş meğer, kardeşin kardeşi yıllardır vurduğu o hazin sona. Kabul etmek gerekir; final acıydı ama etkileyiciydi.


Akıp giden perdeden geriye ne kaldı acaba? Hep duyulan ama hiç bilinmeyen bir dünyanın yankıları, resimleri yakalarımızı süsleyen kardeşlerimizin hikayeleri ve onları hala duygusal sömürü yapmakla suçlayan, eleştirilerinde sos ve servis kelimelerini kullanmazlarsa gözleri açık gidecek, her şeyden ve herkesten steril yaşayan eblehler. Legedema ısırsın yumuşak etlerinizi


6 Kasım 2009 Cuma

FUTEBOL Brezilya Tarzı Yaşam


Futbolu seviyor muyuz? Eveeeett. Brezilya'ya hasta oluyor muyuz? Eveeett. Arada kitap okusak fena mı olur? Hayırrr


O zaman bu üçlüyü bir araya getirecek reçeteyi açıklıyorum: Futebol Brezilya Tarzı Yaşam (Yalnız, bendeki gıcık reklamcı potansiyelini fark etmiş olman lazım)


Alex Bellos The Guardian'da çalışan İngiliz bir gazetecidir. Brezilya futbolu ve diğer şeyler (birazdan aanlatacağım) hakkında bir çalışma yapar ve ortaya Futebol çıkar. Futebol'da neler mi var? Zaten az buçuk bilinen bir gerçek ama bir milletin futbol için delirmesinin en güzel örnekleri var. Şöyle ki; bildiğimiz ve dünyanın her yerinde aynı şekilde oynanan futbolun yanı sıra, futbol mantığını temel alan ama ondan tamamen farklı pek çok spor dalına ilişkin bilgiler Brezilyalıların bu işe zannettiğimizden daha fazla düşkün olduğunu gösteriyor. Yoksa aklı başında koca koca adamların otobol (otomobillerle oynanan futbol), at futbolu (polo gibi bir şey), düğme futbolu (para maçı), çamur futbolu (bataklıkta oynanıyormuş) gibi futbol türevlerinin federasyonlarını kurmaya çalışmaları, top sektirmenin bir spor olarak kabul edilmesi başka türlü açıklanamaz.


Kaleci Barbosa'nın iç burkan dramı (Barbosa, 1950 Dünya Kupası'nda Brezilya'nın kalecisiydi), büyü ve batıl inançların futbolla ilişkisi, Brezilya Milli Takımı formasının hikayesi, travesti futbol takımı Roza FC, hepsi ama hepsi bu kitapta.


Gayet eğlenceli, insanı sıkmayan, güzel bir kitap, herkese tavsiye ederim.