22 Nisan 2013 Pazartesi

HOMELAND 2.SEZON

İlk sezonda düğüm üstüne düğüm atılmış, sezon finali arkasında bir sis perdesi bırakarak gitmiş, bu arada dizi toplanmadık ödül bırakmamıştı. 2.sezon ilkinin bıraktığı yerden başlayıp atılan düğümleri yavaş yavaş çözen bir yapıyla, usul usul geldi sezon finaline. Bölümler ilerledikçe meselenin iyi kötü aydınlandığını düşünüp ufaktan gevşemişken öyle bir final yaptı ki dizi, belli ki herşey yeni başlıyor.

İzlemeye heveslenip de henüz izlemeyenler için böyle üstü kapalı yazmak durumundayım. Çok bir şey söylemediğimin farkındayım. Ama insanların üç kuruşluk keyfini kaçıran, ilgi manyaklarından olmak istemiyorum. Yine de özellikle 7. bölümde yaşanan ve dizinin gidişatını çok da etkilemeyen Aileen'den bahsetmek isterim.  Günün 23 saatini penceresiz bir hücrede geçiren, sadece kalan 1 saatte gün ışığı görebilen Aileen'ın direniş/reddediş hikayesi dizinin genel durgun havası içinde daha güzel anlatılamazdı. 

Dizinin genel durgun havası demişken ben böyle ağır tempolu hikayeleri seviyorum. Argo'yu da sevdim mesela. Bu tip yapımlar bana Soğuk Savaş döneminde geçen gerçekçi casus hikayelerini ya da hasmına "seni 38 yerinden bıçaklayıp leşini domuzlara yedireceğim" demek yerine kalp krizi acımasızlığında adam öldüren mafiosileri hatırlatıyor.

İnternette biraz bakınınca bu dizinin de alışılageldiği üzere Amerikan propagandası yapmakla suçlandığına tanık oldum. Sanırım, Amerikalılar'ın çektiği her filmin, dizinin Amerikan propagandası yaptığı ön kabulünden kurtulmak mümkün değil. İçine bakmaksızın ambalajdan yola çıkıp fikir sahibi oluyoruz çünkü. Bizzat Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı'nın emir verdiği bir operasyonda öldürülen 82 çocuktan bahseden, neredeyse bu bombalamadan doğan husumetin üzerine kurulu bir dizinin ne şekilde Amerikan propagandası yaptığını bir anlasam, ben de rahatlayacağım. Açık açık kendi yöneticilerini katliam yapmak ve bu katliamı örtbas etmekle suçlayan bir diziden bahsediyoruz. Ya da Aileen gibi, sonunun ne olacağını bilmeden hücrede, tek başına, izole edilip delirtilen insanlardan bahseden bir dizi nasıl Amerikan çıkarlarına hizmet ediyor, ben bilemiyorum.

Dizinin eksiği, gediği yok mu? Var, bol miktarda var hem de. Bir namaz sahnesi var ki üç yıl aynı abdestle namaz kılan Bektaşi'yi mumla ararsın. Bu arada daha önce Damien Lewis ve Clair Danes'in oyunculuğundan bahsetmiştim. Onların yanına Saul rolündeki Mandy Patinkin'i de eklemek lazım. Bir insana sakal bu kadar mı yakışır? Yakışıyor. Ve Saul gösterişsiz oyunculuğu ile yeni sezonun yıldızı oluyor.

 3.sezon için Eylül'ü beklemek durumundayız. O zamana kadar ilk iki sezonu izlemeyenler izlesin, adamın asabını bozmasın

11 Nisan 2013 Perşembe