26 Temmuz 2013 Cuma

THE LONGEST DAY

Savaş filmlerine devam. Tıpkı daha önce bahsettiğim A Bridge Too Far gibi The Longest Day da katıksız bir savaş filmi. 1962 yapımı film, savaşın bitmesinin üzerinden henüz 15 yıl geçmişken  çekildiğinden dönemin tanıklarını, yani gazileri danışman olarak kullanmış, oldukça gerçekçi bir yapım. 10 milyon dolarlık bütçesiyle Schindler's List'e kadar yapılmış en pahalı siyah-beyaz film, kadrosunda birbirinden ünlü yıldızları barındırıyor. Richard Burton, epey genç ve tüysüz bir Sean Connery, Henry Fonda, buruşuk çeneli Robert Mitchum ve tabi ki kovboyların en beyazı, en Amerikalısı, en Protestan'ı John Wayne.

John Wayne deyince suratımızı buruşturmayalım lütfen, çünkü bu kadar adamın rol aldığı filmde John Wayne de kendi üzerine düşeni oynamaktan başka bir şey yapmıyor. Bu film, görmeye alıştığımız kahraman Amerikalı, alçak Alman eksenindeki filmlerden değil. Her iki taraftaki askerleri, mümkün olduğunda "asker" şeklinde anlatmaya çalışan ve belgesel niteliği yoğun filmde pek öyle kahramanlık hikayeleri dinlemiyoruz. Bu arada şarkılarıyla tanıdığımız Paul Anka'nın da bir rangeri canlandırdığını söylemezsem kusur kalır.

Normandiya Çıkarması, filmin temel konusu. Karar verme süreci, hazırlıklar ve çıkarmanın kendisi zaten 178 dakikayı fazlasıyla dolduruyor. Belki biraz iddialı bir tahmin olabilir ama Er Ryan'ı Kurtarmak filmindeki çıkarma sahnesinin bu filmden feyz aldığını söylemek istiyorum. Kopya çekmek anlamında söylemiyorum,  Longest Day'in Er Ryan'ı Kurtarmak filmindeki çıkarma sahnesine ışık tuttuğunu söylüyorum. Arada fark yok mu? Tabi ki var. Er Ryan, sahnenin gerçekçiliği anlatmak için kolları, bacakları havada uçurur, elinde bağırsaklarını tutan askerler telaş içinde sağa sola koştururken, Longest Day'ın askerleri efendi gibi ölüyor. Kurşunu yiyen, elindeki silahı atıp tek parça halinde  usul usul ölmeye koyuluyor. "Efendim ben savaş filmi seviyorum ama o ne öyle kollar bacaklar, ıyy, eciş bücüş" diyen müşkülpesent şiddet severler için kansız savaş filmi gelmiştir.

Küçük köpeği ile sahilde birliğini idare etmeye çalışan Çılgın İskoç, karısının doğum günü uğruna çıkarmayı kaçıran Erwin Rommel gibi hoşlukları ile savaş filmi severler için mutlaka izlenmesi gereken filme ilişkin gevezeliğim burada sona eriyor. İyi seyirler.

1 yorum:

AMASYALIOĞLU dedi ki...

Gevezeliğiniz için teşekkür ederim. Er Rayn gerçekten gerçekten fazla realist olmuştu. Bu filmdeise fazla ayrıntıya girmeden temiz sunum yapılmış. Tavsiye ederim.