16 Eylül 2010 Perşembe

LEYLA'NIN EVİ




Böyle her okuduğun kitabı koşa koşa gelip burada anlatmak gayet travmatik bir vaziyet, bir nevi Hıncallık, bir nevi Uluçluk ama dayanamayacağım yahu. Pek de güzel kitap, çok de güzel kitap, ne yapayım:

Daha önce hiç Zülfü Livaneli kitabı okumamıştım. Bu anlamda Leyla'nın Evi benim için bir ilk. Ama görünen o ki son olmayacak. Roxy, Yusuf ve Leyla'nın dünyası bu üç kişi arasında kalmayacak kadar zengin çünkü. Bir bakmışsınız Roxy'nin Almanya günlerine gidip babasına beraber isyan ediyoruz, bir bakmışsınız Leyla'nın evinde ayaklarımızı Boğaz'ın sularına sallandırıp balık tutuyoruz. Tam martıların çığlıkları eşliğinde çöken siste kaybolacakken Meclis lokantasındaki erkek kalabalığı içinde yemek yerken buluyoruz kendimizi. Bütün bunlar olurken alttan alta politika konuşuyoruz, Cumhuriyet Devrimlerini, malikin değil de mülkün iktidar sahiplerine göçünün hikayesini dinliyoruz. Eski insanları, denizi özlüyoruz. Hiç görmediğimiz manolya apaçlarına kurulan hamaklarda ölmeye yatıyoruz.

Bu da geçer ya hu diyoruz, bu da geçer...

3 yorum:

Umudum dedi ki...

çok farklı hissederek okuduğum deli gibi ağlayarak bitirdiğim bir kitaptı..Ama "Mutluluk" u okumadıysan henüz Livaneli kitapları hayranı sayılmazsın bence...
sevgiler..

stardust dedi ki...

livaneli'nin kitaplarına karşı biraz soğuk hissediyordum kendimi. ama leyla fikrimi değiştirdi. elimde bir iki bişey var, onları bitirdikten sonra diğerlerine de bakmaya niyetliyim.

Umudum dedi ki...

herkes gibi aslında zira livaneli'yi bugüne kadar hep yaptığı müzikle tanıdık ve sevdik ...Bi sürü insan tanıyorum "Livaneli müzik yapsın roman yazmasın" diyen!! Pek kızıyorum ben
onlara..Benim için de sıradaki kitabı "Engereğin Gözündeki Kamaşma"...