Futbol sohbetlerinde hep tartışılan bir mevzuu vardır: Anadolu'da yaşayan, futbol ikliminin canlı olduğu şehirlerin sakinleri ille de yaşadıkları şehrin takımının tutulması gerektiğini savunur, İngiltere örneğini verir. Gerçekten de İngiltere liginden bir takım izlendiğimizde Yorkshire City, Terrier County gibi isimsiz takımların dolu tribünler önünde, coşkulu bir izleyi kitlesi eşliğinde maç yaptığını görürüz. "Bizde niye böyle olmuyor lan" sorusunun cevabı üç İstanbullu'nun renkli dünyasında gizleniyor olabilir. Ben renkli dünya diyorum, onu doldurmak sizin elinizde, işte kupadır, yıldızlardır, tarihtir, insan sevince gözler kusur görmez, malum.
Ama bizde niye böyle olmuyor sorusunun bir cevabı da gömüldüğümüz koltuk/popomuzun büyüklüğü olabilir. Zira tv başında, elde kumanda kanal değiştirmek, maça gitmekten daha az zahmet isteyen bir eylem. O yüzden arada bir kafayı dışar çıkarmak lazım.
Örneğin ben Ankara'da yaşıyorum. Ankara'nın ligde iki takımı vardı: Gençlerbirliği ve Ankaragücü. Ankaragücü, ufak çaplı bir mucize olmazsa tarihin derinliklerine karışmak üzere. Üç beş tane muhterisin elinde oyuncak olan 100 yıllık çınar, düştüğü ligdede alt sıraları zorluyor. Ama bir de Gençlerbirliği gerçeği var, daha da güzeli Gençlerbirliği taraftarı var. Gençlerbirliği'ni seversiniz sevmezsiniz, oynadığı oyun size cazip gelmiyor olabilir ama Gençlerbirliği taraftarı sevilmeyecek gibi değil.
Bir kere kadınların rahatça, rahatsız edilmeden maç izlemesine imkan veren düzgün insanlar. Koro halinde küfür etmek gibi tribün folklörünün değişmez unsurlarından fersah fersah uzaklar. Yanlış karar verdiğini düşündükleri hakeme "acemi hakem", kendini yere attığını düşündükleri rakibe "sahtekar falanca", yanlış ofsayt kaldıran yan hakeme "yancı" diye hitap eden bir taraftar topluluğundan bahsediyoruz. Hangi tribünde diğerlerinin sahtekar diye kızdırdığı rakip futbolcuyu "aslında öyle bir insan değildir, bildiğimiz bir arkadaş o" diye bireysel tavrıyla savunan taraftara rastlanır, bilemiyorum.
Gençlerbirliği maçlarını 19 Mayıs Stadı'nda oynuyor. 19 Mayıs Stadı metro ve otobüs güzergahında bulunan, son derece elverişli bir konuma sahip. Stad, pis, pasaklı ve konforlu değil. Ama epi topu 2 saat vakit geçirilen bir yer. O kadarına katlanılabilir. Üç İstanbullu dışındaki takımlarla oynanan maçlarda, bilet fiyatları 15-TL-20-TL. Senelik maraton kombinesi 100-TL
O yüzden, hazır havalar da iyi gidiyorken, tribündeki yerinizi alın derim.
ne geçmiş tükendi ne yarınlar, hayat yeniler bizleri, geçse de yolumuz bozkırlardan, Denizlere çıkar sokaklar
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Kasım 2012 Pazartesi
23 Mayıs 2011 Pazartesi
NASIL KOYDU AYKUT KOCAMAN

Çubuklu forma ait olduğu yere, zirveye, bir kez daha yazdırdı ismini:Şampiyon Fenerbahçe ... Kimsenin emeğine, bu forma için döktüğü tere saygısızlık etmek istemem ama bu şampiyonluk mazideki 17 şampiyonluktan daha değerli. Çünkü bu kez takımın başında profesyonelce hareket etmeyen, bizden biri var. Benim kuşağımdaki insanları çubuklu formaya aşık eden, kalplerimizin bu renkler için çarpmasını sağlayan üç beş kişiden biri 2010-2011 sezonunda takımımızın başındaydı ve ne mutlu ki çocukluluk kahramanımız kaldığı yerden çubuklu aşkını bizlere aşılamaya devam etti.
Şartlar ne olursa olsun Fenerbahçeden umudumu kesmemeyi 96 sezonunda Avni Avker'de attığı golle aklıma kazıyan Aykut Kocaman bu kez 9 puan geriden gelip şampiyon olmayı başararak bir başka efsane sezona imzasını attı. Türkiye'nin dörtte üçü acılar içinde belki ama bizler mutluyuz. Bak işte biz birbirimize yeteriz, yetiyoruz. Çünkü Fenerbahçeliyiz, çünkü sarıyı, laciverti aşkla seviyoruz.
Kendi içimizden çıkardığımız değerler ağzı karalara 96'daki sloganı hatırlata hatırlata şampiyonluğa yürüdü. Ne diyordu tribünler 96'da? Başlığa bakınca hatırlarsınız belki.
13 Mayıs 2010 Perşembe
ŞAMPİYON ATLETİCO


Ne Real ne Barca, İspanya'da takımım Atletico Madrid. Ben o armayı sol üste boşuna yerleştirmedim. Bugün Atletico'nun makus talihini yendiği gündür.İlk UEFA Avrupa Ligi Kupası artık Madrid'te. Real istediği kadar para saçsın, istediği kadar rekor puan alsın kuvvetle muhtemel sezonu kupasız kapatacakken kupa Atletico'nun müzesine gitti bile
6 Kasım 2009 Cuma
FUTEBOL Brezilya Tarzı Yaşam

Futbolu seviyor muyuz? Eveeeett. Brezilya'ya hasta oluyor muyuz? Eveeett. Arada kitap okusak fena mı olur? Hayırrr
O zaman bu üçlüyü bir araya getirecek reçeteyi açıklıyorum: Futebol Brezilya Tarzı Yaşam (Yalnız, bendeki gıcık reklamcı potansiyelini fark etmiş olman lazım)
Alex Bellos The Guardian'da çalışan İngiliz bir gazetecidir. Brezilya futbolu ve diğer şeyler (birazdan aanlatacağım) hakkında bir çalışma yapar ve ortaya Futebol çıkar. Futebol'da neler mi var? Zaten az buçuk bilinen bir gerçek ama bir milletin futbol için delirmesinin en güzel örnekleri var. Şöyle ki; bildiğimiz ve dünyanın her yerinde aynı şekilde oynanan futbolun yanı sıra, futbol mantığını temel alan ama ondan tamamen farklı pek çok spor dalına ilişkin bilgiler Brezilyalıların bu işe zannettiğimizden daha fazla düşkün olduğunu gösteriyor. Yoksa aklı başında koca koca adamların otobol (otomobillerle oynanan futbol), at futbolu (polo gibi bir şey), düğme futbolu (para maçı), çamur futbolu (bataklıkta oynanıyormuş) gibi futbol türevlerinin federasyonlarını kurmaya çalışmaları, top sektirmenin bir spor olarak kabul edilmesi başka türlü açıklanamaz.
Kaleci Barbosa'nın iç burkan dramı (Barbosa, 1950 Dünya Kupası'nda Brezilya'nın kalecisiydi), büyü ve batıl inançların futbolla ilişkisi, Brezilya Milli Takımı formasının hikayesi, travesti futbol takımı Roza FC, hepsi ama hepsi bu kitapta.
Gayet eğlenceli, insanı sıkmayan, güzel bir kitap, herkese tavsiye ederim.
26 Ekim 2009 Pazartesi
DEMEK YİNE SANA HÜSRAN VAR
Geleneksel Kadıköy Şenlikleri kapsamında Saraçoğlu'nda konuk olarak ağırladığımız Galatasaray, 10 yıldır olduğu gibi bugün de arkasına baka baka evine dönüyor. Akılcı oyun, korakor mücadele, psikolojik üstünlük bir araya gelince seri 10 maça ve 10 yıla çıktı.
Maç öncesi yaşanan ufak çaplı kavgadan sonra işlerin geçen seneki gibi çığrından çıkacağı korkusunu yaşadım ama maç futbolcuların arasındaki bireysel sürtüşmeler dışında daha sakin geçti.Bu arada kaptanlık bandı Arda'ya yakışmıyor.
Geçen seneki kavgada zaten sicilini bozmuş olan Arda yine aynı yalancı pehlivan tavırları, yine o sokak arası kabadayı hareketleriyle iş başındaydı. Baroni'nin hareketi tasvip edilemez ama Arda'nın Baroni'ye "adam ol" diye seslenmesinde de zeka aranamaz. TRT'de Mehmet Demirkol "bu Kurtlar Vadisi" jargonudur dedi ama işin doğrusu bu Fatih Terim jargonudur.
Maç öncesi yaşanan ufak çaplı kavgadan sonra işlerin geçen seneki gibi çığrından çıkacağı korkusunu yaşadım ama maç futbolcuların arasındaki bireysel sürtüşmeler dışında daha sakin geçti.Bu arada kaptanlık bandı Arda'ya yakışmıyor.
Geçen seneki kavgada zaten sicilini bozmuş olan Arda yine aynı yalancı pehlivan tavırları, yine o sokak arası kabadayı hareketleriyle iş başındaydı. Baroni'nin hareketi tasvip edilemez ama Arda'nın Baroni'ye "adam ol" diye seslenmesinde de zeka aranamaz. TRT'de Mehmet Demirkol "bu Kurtlar Vadisi" jargonudur dedi ama işin doğrusu bu Fatih Terim jargonudur.
Ya da belki ülke günden güne lümpenleştiğine göre yeni kuşagın temsilcilerinden birinin "adam ol, akıllı ol, aklını alırım" diye konuşmasını garipsememek lazım.
16 Eylül 2009 Çarşamba
ŞÖYLE BİR DURUM VAR
Malum, Gökçekgillerin istilası neticesinde federasyon yapılmasını yapıp geç de olsa harekete geçti ve Ankaraspor'u ligden düşürdü. Kararın doğruluğu, yanlışlığı tartışılırken sürekli yükselen bir ses var ki temelde doğru bir mantıkla hareket ettiği halde eleştirisi dayanaksız kalıyor. Şöyle ki; "efendim zamanında Adanaspor-İstanbulspor Cem Uzan'a aitti herhangi bir yaptırım uygulanmadı" veya "Gençlerbirliği ile Oftaş nasıl aynı ligde oynadı, Cavcav'a gücünüz mü yetmedi" Şimdiki federasyon o zamanda aynı kararlı tavrı sergiler miydi bilemiyorum. Bildiğim bir şey var ki federasyon mevcut hukuk kurallarını uyguluyor.
Federasyonun Ankaraspor'u ligden düşürürken dayandığı mevzuat TFF Statüsünün 18. ve 76. ile TFF Tescil Talimatnamesinin 17.maddesi. Bu mevzuatın yürürlüğe giriş tarihi ise 24 Haziran 2009
Federasyon kafasına göre iş yapamayacağına göre (en azından teorik olarak yapmamalı) geçmişte yaşanan örnekler için uygulanacak herhangi bir yaptırım yok. Yani düzenleme yoksa, uygulama yok. Bu, en azından bu federasyonun suçu değil.
2 Eylül 2009 Çarşamba
SU AKAR FEDERASYON BAKAR

Bilindiği üzere 30.08.2009 tarihinde yapılan kongre neticesinde pek sevgili Melih Gökçek başkanın, mahdumu, şeker insan, yırtıcı forvet Ahmet Gökçek Ankaragücü Klubü başkanlığı'na seçildi. Can dostum, güzel insan, veliaht prens Gökçek ekibinden 15, "bir koltuğa oturdun mu sakın ha kalkma" isimli türküyü yıllardır yanık yanık tererrüm eden Aydınoğlu Cemal Bey ekibinden 15 kişi, "kendi gitti, adı kaldı yadigargillerden MKE'den 2 kişi yönetime seçilerek 32 kişilik kodumu oturtacak muhteşem, dev bir kadro kurdu. Böylesine muhteşem, böylesine güzide insanlardan oluşan yönetim kurulunun Ankaragücü'nü çekemeyenlere, başarının sadece İstanbullulara ait olmasını isteyenlere korku vereceği kesindi ve federasyonun inceleme başlatması gecikmedi.
Gecikmedi derken, "gecikmek" göreceli bir kavram takdir edersiniz ki. Kime göre gecikmedi, neye göre gecikmedi? Federasyon, halen Ankaraspor ve Ankaragücü diye iki tane takım olduğuna göre gecikmiş sayılmayız diye düşünmüş olacak ki, Aydınoğlu Cemal Bey ile Gökçekoğlu Hakanı, Ankara Prensi Melih Gökçek'in süper sırıtık pozları gazetelerde boy boy yer alırken herhangi bir inceleme başlatma ihtiyacı duymadı. Ta ki veliaht prens, temiz yüzlü, melaike Ahmet Gökçek başkan seçilene kadar. Ancak ondan sonra "galiba bu Ahmet Bey oğlum Ankarapor'da da görev yapmıştı" diyen federasyon, dostlar alışverişte görsün isimli düğmeye bastı.
Federasyon düğmeye basadursun, iş bilen kılıç kuşanan 32 kişilik dev kadro "atı alan Üsküdar'ı geçti, yavrum hey hey" hamlesiyle karşı saldırıya kalktı ve Ankarapor'un kaptanı Hürriyet, geçen yıl en çok gol atan oyuncusu Mehmet Çak Çak Çak Çakır, Trabzon'da dikiş tutturamasa da Gençlerbirliği'nde gayet iyi oyunlar çıkartan Risp'i ve M.Hanefi'yi 49 yıllığına olmasa bile 2 yıllığına kiralayı kiralayıverdi. Aaaa, olmaz, vallahi inceleme isteriz, bak ölümü gör inceleme yapmazsan diye ısrarcı olan Ahmet'im isteği üzerine federasyonun bu konuda da bir inceleme başlatması bekleniyor.
Bütün bunlar olurken üzerine ölü toprağı serilmişgillerden basın, hülyalara dalmış vaziyette "yitip giden huuu, hayalleri huuu, bir yerlerde bulsammm" diye bir şarkı dinliyordu radyodan. O yüzden konuyla ilgilenemeyecek kadar meşguldu. Bir de Sercan Yıldırım'ın hangi takıma gideceği mevzuu çözülememişti bir türlü, halbuse 8 milyon öro+wederson karşılığında dediydiler, niye böyle oldu acıbağ?
Gecikmedi derken, "gecikmek" göreceli bir kavram takdir edersiniz ki. Kime göre gecikmedi, neye göre gecikmedi? Federasyon, halen Ankaraspor ve Ankaragücü diye iki tane takım olduğuna göre gecikmiş sayılmayız diye düşünmüş olacak ki, Aydınoğlu Cemal Bey ile Gökçekoğlu Hakanı, Ankara Prensi Melih Gökçek'in süper sırıtık pozları gazetelerde boy boy yer alırken herhangi bir inceleme başlatma ihtiyacı duymadı. Ta ki veliaht prens, temiz yüzlü, melaike Ahmet Gökçek başkan seçilene kadar. Ancak ondan sonra "galiba bu Ahmet Bey oğlum Ankarapor'da da görev yapmıştı" diyen federasyon, dostlar alışverişte görsün isimli düğmeye bastı.
Federasyon düğmeye basadursun, iş bilen kılıç kuşanan 32 kişilik dev kadro "atı alan Üsküdar'ı geçti, yavrum hey hey" hamlesiyle karşı saldırıya kalktı ve Ankarapor'un kaptanı Hürriyet, geçen yıl en çok gol atan oyuncusu Mehmet Çak Çak Çak Çakır, Trabzon'da dikiş tutturamasa da Gençlerbirliği'nde gayet iyi oyunlar çıkartan Risp'i ve M.Hanefi'yi 49 yıllığına olmasa bile 2 yıllığına kiralayı kiralayıverdi. Aaaa, olmaz, vallahi inceleme isteriz, bak ölümü gör inceleme yapmazsan diye ısrarcı olan Ahmet'im isteği üzerine federasyonun bu konuda da bir inceleme başlatması bekleniyor.
Bütün bunlar olurken üzerine ölü toprağı serilmişgillerden basın, hülyalara dalmış vaziyette "yitip giden huuu, hayalleri huuu, bir yerlerde bulsammm" diye bir şarkı dinliyordu radyodan. O yüzden konuyla ilgilenemeyecek kadar meşguldu. Bir de Sercan Yıldırım'ın hangi takıma gideceği mevzuu çözülememişti bir türlü, halbuse 8 milyon öro+wederson karşılığında dediydiler, niye böyle oldu acıbağ?
19 Ağustos 2009 Çarşamba
MELİHGÜCÜ
Ntvspor.net'in "başkentte güçbirliği" başlığı ile verdiği habere göre "uzun zamandır beklenen uzlaşma sağlanmış. Yine haberden anlaşıldığına göre Gökçekgiller babalı oğullu Ankaragücü'nün başına çöküyorlar. Ayın 23'ünde yapılacak kongreyi bekleyin mesajı veriliyor ama tanıdığımız Gökçekgiller hiç bir şeyi karşılıksız yapmadıklarına göre Ankaragücü'ne yapılacak yardımın bir diyeti olacaktır. Bu diyetin başkanlık ya da bol bol basın önüne çıkıp Gökçekgiller markasını parlatmak gibi bir içeriği olacağını söylemek kahin olmayı gerektirmeyecek kadar açık bir gerçek. Peki Ankaragücü'nün payına ne düşecek bu uzlaşmadan? Maddi imkanlar, yeni futbolcular ve uzun zamandır alttan alta pompalanan şampiyonluk iddiası. Tabi bu madalyonun bir yüzü.
Madalyonun diğer yüzünde ta İmalat-ı Harbiye'den bu yana var olan, 100 yıllık bir çınarın onun bunun oyuncağı haline getirilmesi var, daha ne olsun. Geçeceksin o şampiyonluk hayallerini filan. Bu işte bir tek kişi şampiyon olur, o da sarı lacivert rengini taşımaz.
Ne var canım, takım iddialı hale gelir, başarılı olur diyecek olanlar yıllardır İstanbul takımlarına Bizans'ın üç gülü dediklerini unutmasınlar. Hani sizin sevginiz başarı odaklı değildi? Takım başarılı olacaksa kendi dinamikleri içinde başarılı olur, siyaset oyunlarına figüran olarak değil.
Mahallenin en güzel kızına göz koyan yılışık gülüşlü para babaları daha önce nerelerdeymiş acaba? Madem niyetleri bu denli iyiymiş yıllardır neden esirgemişler cömertliklerini? Bizleri neden yıllardır pislik içinde maç seyretmeye mahkum etmişler?
Bu takımı sen seviyorsun arkadaş, bunların sevgisi yalan.
Madalyonun diğer yüzünde ta İmalat-ı Harbiye'den bu yana var olan, 100 yıllık bir çınarın onun bunun oyuncağı haline getirilmesi var, daha ne olsun. Geçeceksin o şampiyonluk hayallerini filan. Bu işte bir tek kişi şampiyon olur, o da sarı lacivert rengini taşımaz.
Ne var canım, takım iddialı hale gelir, başarılı olur diyecek olanlar yıllardır İstanbul takımlarına Bizans'ın üç gülü dediklerini unutmasınlar. Hani sizin sevginiz başarı odaklı değildi? Takım başarılı olacaksa kendi dinamikleri içinde başarılı olur, siyaset oyunlarına figüran olarak değil.
Mahallenin en güzel kızına göz koyan yılışık gülüşlü para babaları daha önce nerelerdeymiş acaba? Madem niyetleri bu denli iyiymiş yıllardır neden esirgemişler cömertliklerini? Bizleri neden yıllardır pislik içinde maç seyretmeye mahkum etmişler?
Bu takımı sen seviyorsun arkadaş, bunların sevgisi yalan.
17 Temmuz 2009 Cuma
MEMLEKET MESELESİ
Ne zaman ortamda takım tutma mevzu açılsa konu dönüp dolaşır memleket takımlarını ya da kişinin yaşadığı yerin takımını tutma meselesine gelip takılır. Memleket takımını tutmanın "gerekli" olduğu söyleyen kişiler, İstanbul'un büyüklerine "Bizans, oligarşi, üçüzler v.s. v.s." gibi çoğu aşağılayacağı, kimi kötüye kullanılan baskın güç anlamında isimler, lakaplar takarlar. Daha açık ifade etmek gerekirse herhangi bir Ankara takımının herhangi bir İstanbul takımıyla maçına giderseniz ve İstanbul takımını destekliyorsanız mutlaka maçın bir anında "Burası Ankara, bu ifneler yalaka" tezahüratı ile karşılaşırsınız. (Ankara Büyükşehir Belediyespor-İstanbul Büyükşehir Belediye Spor maçları bu tespitten bağımsızdır, onların maçlarında Issızlığın Ortasında çalıyor bangır bangır )
Peki, memleket itibariyle Aydınlı olup da Ankara'da yaşayan ben Fenerbahçe'yi desteklediğim için yalaka mıyım? Allah benim belamı verecek mi? Hey dostum, benim derdim ne ha?
Kişi, bir takımı şu veya bu sebepten tutabilir. Büyüklüğüne aşıktır. (Futbolda o bilinen önermenin tersine zaman zaman büyüklük işlevden etkili olabilir) Formasını sevmiştir. Oyuncularına hayrandır. Hergün medyada, spor haberlerinde yer alan büyük takımların başarı odaklı gizli vaatleri gözünü kamaştırmıştır. Ya da en güzeli canı öyle istemiştir.
Bunun karşısına ne konur peki? Ne konulabilir? Ben yerel takımları tutmanın propagandasını yapan arkadaşlarda sevgiden ziyade bir gereklilik vurgusu görüyorum. "Sevdiğin için değil, buralı olduğun için gel yanımıza, sevdiğin için değil buralı olduğun için gel yanımıza ki o öykündüğü büyükleri devirebilelim" En sık verilen örnek de mutlaka ama mutlaka Premier Leauge örneğidir. "Bak gördün mü Derbyshire Athletic takımını ne biçim taraftarı var. Adamlar kendi şehirlerinin takımını destekliyor, o yüzden o ufacık takım büyüklere kafa tutabiliyor."
Peki ben tek bir maçını bile izleme imkanından yoksun olduğum Aydınspor'u nasıl destekleyeyim misal? Benim adım Dietmar Hopp mu kardeşim? Öyle memleket takımı pir olsun, şan olsun diye akıtacak para mı var bende? Bir rüzgardı geldi geçti işte Aydınspor. Şimdi elektrik, su parasını ödemekten aciz. Peki bu noktada bana bir sorumluluk düşüyor mu?
Beni hainlikle suçlayacaklara inat; düşmüyor canım kardeşim. Ben sadece basit bir taraftarım ve futbol izlemek istiyorum. Güzel futbol bile değil heyecan istiyorum, o kadar. Kimseye karşı, herhangi bir yükümlülük üstlenmiş değilim. Kendimi futbolun o derece içinde görmüyorum, kendini futbolun o derece içinde görenlere de yönetici diyorum.
Tamam, Aydınspor'u destekleme de madem Ankara'da yaşıyorsun, bunun Ankaragücüsü var, Gençler'i var diyenler? Evet var. Açık konuşmak gerekirse Ankaragücü'nün pek çok maçına gittim ve o maçlar gerçekten heyecanlıydı. Ama can güvenliğimdem endişe etmediğim tek bir an bile olmadı. Girişte, çıkışta, devre arasında her an bir arıza çıkabilir gibi duruyor ve çıkıyor da. Devre arasında maraton tribünün kavga etmek maksatlı ikiye ayrılıp maç başladığında tekrar bir araya gelmesi tribün folklörüne özgü bir davranış biçimi olabilir ama ben korkuyorum kardeşim. Kafama durduk yere daş gelmesinden, bu yaştan sonra coplanmaktan, zaten pek güzel olmayan ağzımın yüzümün dağılmasından korkuyorum. "Ankaragücü taraftarı holigan değil, biz olay çıkarmıyoruz" argümanına bir diyeceğim yok. Ama ben de yalan söylemiyorum.
Peki Gençler? Ara ara Türkiye'nin en centilmen takımı, taraftarı geyiği, döner, yarışma benzeri organizasyonlar yapılır, gazetelerde yazılar yazılır ya da futbol yorumcuları şu takımın taraftarı şaane valla yorumları yapar. Bunların tamamı gereksizdir açık söyleyeyim. Türkiye'nin en centilmen taraftarı Gençlerbirliği taraftarıdır. Gençlerbirliği tribününden tek bir küfür duyamazsınız, kız arkadaşınızla, sevgilinizle, karınızla maça rahat rahat gidersiniz, polisten başka kimse sizi rahatsız etmez. Bu kadar övgüden sonra bir ama geleceğinin farkındasınız değil mi? Evet, ama Gençler taraftarı sayıca azdır ve bu kendine özgü taraftar grubu "Lüt-fen-a-ya-ğa-kal-kar-mı-sı-nız gibi bazı fantastik tezahürat girişimlerine sizi de sürüklemeye çalışır. Yani, tamam, ben tribün çocuğu olduğu mu iddia etmiyorum ama bu nedir allasen? İkisinin arasında bir orta yol yok mudur?
Böyle işte, ben şimdi hangi yerel takımı tutayım? "Gel benim takımları tut" diyecek olan zevzek; uza abicim, hadi naş.
18 Mayıs 2009 Pazartesi
SEN EN GÜZEL DUYGULARIN KATİLİSİN
İzmir'in dağlarında açan çiçekler bir kez daha güneşi göremeden solup gittiler. Neredeyse bütün bir seneyi olaysız-mümkün olduğunca- geçiren KSK taraftarı bu dramatik sona tahammül edemeyip ortalığı savaş alanına çevirdi. Futbolun en parlak senaryo yazarının hayaline düşmeyecek finallere gebe bir "oyun" olduğunu fark edemeyen KSK'liler bir seneyi daha Süper Lig'den uzakta geçirecekler.
Kasımpaşa; önce Altay'ı (2 kere) , sonra Karşıyaka'yı saf dışı bırakarak en güzel duyguların katili olduğunu gösterdi yine.
Son bir şey; İzmir futbolunun başarılı olması için birleşmeleri gerektiği söylenmeye başlandı yine. Bu Avrupa'da başarılı olsunlar diye üç büyüklerin birleşmesini istemeye benziyor. Artık şunun farkına varmak gerekiyor; Altay'ı, Göztepe'si, Karşıyaka'sı, bunların hepsi kendine özgü taraftar profili, tarihi, geçmişi, karakteri olan takımlar. Bu başarıya endeksli tavrın farklılıkları zımparalayıp tek tipleştirme yaklaşımı, biraz abartılı olacak belki ama Nazilerin tek millet, tek devlet ideolojisine benziyor. Gözgöze gönül vermiş Yalı sakini Göztepe amatöre düştüğünde bile takımını gece gündüz takip edip İsyan Marşı'nı söylüyor. O da takımının başarılı olmasını istiyor kuşkusuz. Ama öncelikli hedefinin kendisini ait hissedebileceği, bir parçası olduğunu duyumsadığı bir klüp olduğuna eminim.
Benzer şekilde misafir geldiğinde ayıp olmasın diye göz ucuyla televizyondaki maçı takip eden taksici abi Altay isminin sonsuza kadar yaşaması niyetiyle çocuğuna Altay ismini koyuyor. Sizin o suni takımınız insanlar üzerinde bu etkiyi yaratabilecek mi?
Kasımpaşa; önce Altay'ı (2 kere) , sonra Karşıyaka'yı saf dışı bırakarak en güzel duyguların katili olduğunu gösterdi yine.
Son bir şey; İzmir futbolunun başarılı olması için birleşmeleri gerektiği söylenmeye başlandı yine. Bu Avrupa'da başarılı olsunlar diye üç büyüklerin birleşmesini istemeye benziyor. Artık şunun farkına varmak gerekiyor; Altay'ı, Göztepe'si, Karşıyaka'sı, bunların hepsi kendine özgü taraftar profili, tarihi, geçmişi, karakteri olan takımlar. Bu başarıya endeksli tavrın farklılıkları zımparalayıp tek tipleştirme yaklaşımı, biraz abartılı olacak belki ama Nazilerin tek millet, tek devlet ideolojisine benziyor. Gözgöze gönül vermiş Yalı sakini Göztepe amatöre düştüğünde bile takımını gece gündüz takip edip İsyan Marşı'nı söylüyor. O da takımının başarılı olmasını istiyor kuşkusuz. Ama öncelikli hedefinin kendisini ait hissedebileceği, bir parçası olduğunu duyumsadığı bir klüp olduğuna eminim.
Benzer şekilde misafir geldiğinde ayıp olmasın diye göz ucuyla televizyondaki maçı takip eden taksici abi Altay isminin sonsuza kadar yaşaması niyetiyle çocuğuna Altay ismini koyuyor. Sizin o suni takımınız insanlar üzerinde bu etkiyi yaratabilecek mi?
15 Mayıs 2009 Cuma
İZMİR'İN DAĞLARINDA ÇİÇEKLER AÇAR
Play-off başladı. Son dörtlüde iki İzmir takımı; Altay ve Karşıyaka var. Güne daha yüzümü yıkamadan sokaktan gelen Kafsinkaf tezahüratı ile uyandım. (İnsanda Ankara'da uyudum, Karşıyaka'da uyandım hissiyatı uyandırıyor) Bu sefer nasıl olursa olsun, artık bir İzmir takımı gelsin şu lige. Haydi İzmir, Haydi 35 buçuk....
4 Mayıs 2009 Pazartesi
MUSTAFA MISIR KAFA

Esasında Mustafa Doğan ile bir alıp veremediğim yoktu. Güven'in ayağını kırmasına, Beşiktaş'taki eski Fenerliler kolonisine (ceza kolonisi) katılmasına, televizyona çıkıp bik bik yorum yapmasına rağmen dünya üzerinde nefes alan, almayan her türlü canlı, cansız varlığa gıcık olma kapasitesine sahip ben, kendisine karşı nötr idim. Ta ki o Digitürk reklamını görene kadar. Paşam, ailesini de almış öyle çıkmış reklama ve diyor ki "Digitürk öncesi hayatımız renksizdi." Digitürk girince renklenen bir hayat süren ya da aldığı paranın yüzü suyu hürmetine öyle olduğunu söyleyen bir kişi gıcık olunabilir bir kişidir diyerek kendisine duyduğum nötr duyguları eksi olarak değiştiriyorum.
Ve haliyle yarı zamanlı bir fanatik olarak GS-FB, BJK-FB maçları öncesinde yana yana rakipleri favori göstermesine isyan ediyorum: Noldu len Mustafa? Hani Galatasaray bu Fener'i yenerdi? Hani BJK rahat sonuca giderdi? Çubukluyu hiç giymemiş olsan anlarım bu dediklerini de o formayı sırtında taşıdın hasbelkader. Hiç mi bişi öğrenmedin? Bunca yılın Fener'ini bilemedin mi hala . Fener böyledir işte, gider Hacettepe'ye yenilir ama kendisinden umudu kesenlerin nefesini keser.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)