dexter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dexter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2012 Pazartesi

DİZİ DİZİ DİZİLER

Yazın sıcak ve uzun günleri yerini yavaş yavaş  battaniye altı gecelerine bırakırkerken birkaç dizi önerisiyle karşınızdayım. Dexter'a olan hayranlığımı daha önce defalarca dile getirmiştim. O yüzden Dexter'ın yeni sezona başlangıç yaptığını söylemekle yetineyim.



Yine daha önce bahsettiğim dizilerden Homeland, yaz sezonunu üç Emmy ile kapattı. En iyi kadın ve erkek oyuncu ödülleri ile birlikte en iyi dizi ödülünü de kapan Homeland 2.sezonuna başladı. En iyi erkek oyuncu ve en iyi dizi ödülleri konusunda belki kendine rakip olacak muadilleri varmıştır, bir şey diyemem. Ama en iyi kadın oyuncu ödülünü Claire Danes'e vermeyecek jüri gitsin kumda oynasın bir zahmet.

Canım cananımın yönlendirmesiyle izlediğim The Mentalist'ten bahsetmek istiyorum az biraz. The Mentalist, 5. sezonunun arifesindeyken "abi Pink Floyd diye bir grup keşfettim, süper" diyen ergenle mukayese edilme pahasına söylüyorum; The Mentalist şahane dizi.  (Ne yapalım, daha önce kısmet olmadı, bilemedim, daha önce canım cananım yanımda değildi, bilemedik.) Patrick Jane'in, tamamen polis yöntemleri dışındaki manipülasyonlarıyla yönetilen CBI bir yandan ardı ardına işlenen cinayetleri çözme uğraşındayken bir yandan da Red John isimli seri katili yakalama derdinde. Patrick Jane ve Red John arasındaki kişisel husumet dizinin ana motoru ve dramatik alt yapısını oluşturuyor. Öyle ki zaman zaman tekrar düşen dizi Jane-Red John savaşlarıyla oldukça heyecanlı sezon finalleri vaad ediyor. Özellikle 3.sezon finali şimdiye dek seyrettiğim en heyecanlı sezon finallerinden biriydi. The Mentalist de yeni sezonu olan 5.sezonuna başladı.

Person Of İnterest, henüz ilk sezonunun tamamını izlemediğim ama şimdiye kadar izlediğim bölümleriyle belli bir düzeyi tutturan bir JJ Abrams yapımı. Lost referansıyla izlemeye başladığım dizinin başrollerinde yine Lost'tan Michael Emmerson (Losttaki tipini şaaptığım Ben) var. Diğer oyuncu Jim Caviezel. 11 Eylül saldırılarından sonra dizideki adıyla Harold Finch bir "makine" yapar. Makinenin işlevi bütün güvenlik kameralarını, telefon konuşmalarını, e-mailleri, kısaca her türlü iletişim kanalını gözetlemek ve olası terör saldırılarını haber vermektir. Ancak bireylerin karışacağı suçlar hükümet için kapsam  dışındadır. Eski bir CIA ajanı olan Reese ve Finch için esas olan hükümetin görmezden geldiği bireylere ilişkin suçları önlemektir.

Aksiyon ağırlıklı bir başka dizimiz Strike Back. Strike Back'i diğerlerinden ayıran çok temel bir özelliği var. Birinci sezonda tanıdığımız başrol oyuncularının hiçbiri ikinci sezonda yok. Ekip baştan aşağıya yenileniyor ve ikinci sezonda yine ilk sezonda neredeyse hiç olmayan erotizm işin içine karışıyor. İngiliz Gizli Servisi'nin bir kolu Section 20, tüm dünyada çeşitli operasyonlar yürütüp temelde İslamcı terör hücrelerine karşı savaşıyor. Arta kalan zamanlarda da bol bol sevişiyor. Öyle... Section 20 sevişgen bir gizli servis.    James Bond'tan İngiliz nezaketini çıkartın, işte karşınızda Strike Back. Yine de belli bir temponunu altına düşmediğini söyleyebilirim.

Ve son olarak Touch. Kiefer Sutherland'ın canlandırdığı Martin, 11 Eylül saldırılarında eşini kaybeder ve insanlarla iletişim kurmayan 11 yaşındaki oğlu ile başbaşa kalır. Sessiz çocuğun bir özelliği vardır: Sayılar yoluyla gelecekte yaşanan hadiseleri önceden haber vermektedir. Touch.. nasıl desem "o kadaaa da deyil" parantezinde izlenince pek keyif vermiyor. Belki seven bulunur. 



17 Haziran 2011 Cuma

GELİYOR

28 Aralık 2010 Salı

ONLY YOU

-Dexter izlemeye karar verip de henüz izlemeye başlamayanlar ya da son sezonu izlemeyenler için ağır derecede spoiler içerir, sonra vay efendim sonunu söyledi filan şeklindeki sızlanmaları kabul etmem, kalbinizi kırarım-

Hikayenin başında, yani "tonight's the night" şifresini ilk duyduğumuzda Dexter, içindeki canavarla barışık, kalabalık içinde yalnız yaşayan bir adamdı. Kalabalık içindeydi çünkü Harry ona kalabalık içinde kamufle olacağını, sosyalleşerek seri katil profilinin dışına çıkacağını öğretmişti. Yalnızdı çünkü içindeki canavarı başka şekilde beslemesi mümkün değildi. Her ne kadar yalnızca kötü adamları ortadan kaldırmak için tasarlanmış bir mekanizma olsanız da bu, insanların ve insanlar eliyle üretilen adaletin sizi yargılamasına engel olamaz. Dexter, bunu biliyordu ve araziye uyum sağlamasını kolaylaştıran Rita ile sonu evliliğe kadar giden sessiz bir beraberliği tercih etmişti. Bu konudaki duyguları sonraları çok farklı yönlerde değişti ve (hatta gelişti) belki ama başlangıçta durum bundan ibaretti.

Yalnızlığını bozan geçmişten gelen bir gölgeydi: Brian, Dexter'in özkardeşi, tıpkı onun gibi kan içinde doğan ama çok farklı koşullarda yetişen bir başka "canavar" . Brian, Dexter'ı geçmişi ile yüzleşmeye, yaşadığı sahte hayatı reddetmeye davet etti. Dexter'ı bir seçim yapmaya zorladı ve Dexter'ın bir başka insanı gerçekten sevebileceği gördü. Ama Dexter'ın sevdiği özkardeşi değildi. Brian, bu gerçeği çok net ve kesin bir şekilde öğrendi. Dexter, bir kez daha yalnızdı.

2.sezon Dexter'a bir başka oyun arkadaşı getirdi: O bayıldığım İngiliz aksanı ile fettan Lila. Lila, Rita'nın aksine son derece dişiydi ve bu özelliğini son kertede kullanmak konusunda uzmandı. Rita ve Lila arasında kalan Dexter, şimdiye kadar hiç bilmediği bir takım çapraşık duyguları çözmek zorunda bırakıldı/kaldı. (Ne taraftan baktığınıza göre değişir) Ama Lila, aşılmaması gereken bir başka eşiği daha fütursuzca aşmış, Rita'nın çocuklarını da bu oyunun içine çekmişti. Neyse ki, Lila'nın sınır tanımazlığı, tüm bu duygusal sorunların yanında hızla büyüyen bir başka ve daha gerçek bir sorunu, Bay Harbour Butcher'ın yakalanmasını (!) sağladı. Sonuçta Dexter hala özgür ve yalnız bir adamdı.

Dexter ile oyun arkadaşı olmak isteyenler oldukça kalabalık bir kitle oluşturuyor, bu sefer sıra daha öncekilerden çok daha tanınmış ve etkili bir isme geliyordu: Miguel Prado. Miguel'i diğerlerinden ayıran çok farklı özellikler vardı. O istikbali açık bir savcı ve herşeyin yaşandığı Miami'de oldukça kalabalık bir kitle oluşturan Küba cemaatinin bir ferdiydi. Nüfuzluydu, tanınmıştı, güçlüydü. Ama zaman zaman kural tanımamak gibi bir zaafı vardı. Bu zaaf onu Dexter'la buluşturdu ve belki bir an, sadece bir an için Dexter gerçek bir oyun arkadaşı bulduğunu düşündü. Bu düşten uyandığında öfkesi büyük oldu:





Sonuç kaçınılmazdı ve beklenen oldu.

Sonra gölgelerin arasından Arthur Mitchell çıkıverdi. Arthur ya da diğer adıyla Trinity Killer'ın Dexter ile arkadaş olmak gibi bir arzusu yoktu. Belki de tam tersine bu kez Dexter onunla arkadaş olabileceği, onu örnek alabileceğini düşündü. Kan içinde doğduğu o andan beri Harry'in kodunu izleyen Dexter, bu kez farklı bir yoldan gitmeyi deneyecekti. Çünkü karşısında yıllardır ülkenin dört bir yanında, bir rutine bağlı kalarak öldüren bir seri katil ve onun mutlu ailesi vardı. Şaşırtıcı değil mi? Bir adam nasıl aynı zamanda başarılı bir seri katil ve aile babası olabilir? Arthur bir koltukta iki karpuz taşımak deyimine çok farklı bir anlam katmıştı. Komşuları tarafından sevilen, kilise için çalışan, örnek bir yurttaş olarak diğer hayatına ilişkin izleri nasıl olmuş da saklayabilmişti? Bu sırrı keşfetmek her zamankinden çok daha zorlu bir mücadelenin başlangıcının habercisiydi ve nitekim öyle oldu. Dexter, Arthur'un görünürdeki yaşamının üzerindeki sisleri dağıtmayı başardı ve bir kez daha kendisi için tek gerçeğin Harry'nin kanunları olduğunu anlaması uzun sürmedi. Arthur'un "mutlu aile hayatı" ailesi için yeryüzündeki cehennemdi. Ailemizin seri katilinin kısa süren tereddütü 4.sezon için müthiş dramatik bir sona kapı açtı. Dex, şimdiye kadar karşısına çıkan en güçlü düşmana karşı giriştiği savaşı kazanmış ama Dexter Jr'ın kendi annesinin kanı içinde doğmasına engel olamamıştı. Bir kez daha ve yeniden...

Ve sonra Lumen geldi. Lumen, Dexter için olmasa bile başkaları için bir avdı başlangıçta. Avın avcı, avcının av olması evrimin bir kuralı. Lumen, Dexter'in yol göstermesi ile evrim basamaklarını çok hızlı tırmandı. Tüm dünya üzerinde Dexter'ın taşıdığı karanlık yolcuyu bilen ve onu taşıyan kişi oldu. Dexter Morgan'ı değil, içindeki yolcuyu tanıyan ve (bizzat onu yaratan Harry dahil) yargılamayan tek kişi. Bağlılık yaratmak için ne müthiş bir sır... Ama yine olmadı. Dexter, yaşadığı müthiş yıkımdan geriye kalanları Lumen ile birlikte topladı belki ama karanlık yolcuyu yalnız başına taşımak için lanetlenen bir adamın mutluluğunun uzun sürmesi beklenemezdi. Yanakta beliren bir seğirme ayrılık anındaki tüm acıların özetiydi Dexter için ve biz onu böyle sevdik. "Dilekler çocuklar içindir"

22 Aralık 2010 Çarşamba

16 Temmuz 2010 Cuma

DARKLY DREAMİNG DEXTER VE DEARLY DEVOTED DEXTER




Canım, cananım Dexter'ı ne kadar sevdiğime dair daha önce bir şeyler karalamıştım. Tüm sezonları arada bir çıkarıp sırayla izlemem de bu sevgimin ve belki de kısmi manyaklığım kanıtıdır. Her izleyişimde en az ilk izleyişim kadar haz aldım. (Merhaba, benim adım Stardust, ben bir dizi bağımlısıyım)




Bu kez elime daha başka bir kaynak geçti, hayalgücüne daha çok inanan ve şans veren bir kaynak: Dexter serisine ilham kaynağı olan kitaplar .




Doğrusunu söylemek gerekirse Jeff Lidsay isimli yazarın kaleminden çıkan ve ülkemizde Artemis Yayınları'nda okuyucuyla buluşan kitaplar kesinlikle unutulmaz birer edebi eser değil.(Anneee, okuyucuyla buluşan dedim) Kitapları polisiye türünde sınıflandıracak olursak o konudaki ustalarla yarışabilecek maharette olmadıklarını açık yüreklilikle itiraf etmek lazım. Bu yüzden hiç Dexter'a bulaşmamış bir okuyucu kitapları okuduğunda büyük ihtimal pek memnun kalmayacaktır.




Ama sadık Dexter izleyicisi için durum farklı. Bir kere o çok sevdiğim dizinin temel eserini, çıkış kaynağını okumak kesinlikle güzel. Dizideki karakterler doğal olarak kitapta da varlar ama bu kez sahneye dizide olduklarından çok farklı biçimde çıkıyorlar ve bir kısmı gösteriye devam edemiyor. 1.kitap yani Darkly Dreaming Dexter, bir yere kadar 1.sezonla paralel gidiyor ama sonra yollar ayrılıyor ve diziyi izleyenler için yepyeni bir hikaye başlıyor. Diğer kitabın ise kısmi benzerlikler içermekle beraber yepyeni bir öyküsü var. Keskin zekası, mizah anlayışı ve tabi ki bıçakları dışında neredeyse Dexter bile şimdiye kadar bize anlatılandan farklı. O yüzden ucundan kıyısından Dexter'a aşina herkese kitapları da okumasını tavsiye ederim.